Sultanahmet saldırısı davasında 5 sanık hakkında tahliye kararı

İSTANBUL - 12 Ocak'ta Sultanahmet Meydanı'nda terör örgütü DAEŞ üyesi Nabil Fadli tarafından gerçekleştirilen, 12 Alman vatandaşının öldüğü ve 16 kişinin yaralandığı canlı bomba saldırısına ilişkin davanın ilk duruşması yapıldı.

Sultanahmet Meydanı'nda 12 Ocak 2016 tarihinde terör örgütü DAEŞ üyesi Nabil Fadli tarafından gerçekleştirilen, 12 Alman vatandaşının öldüğü ve 16 kişinin de yaralandığı canlı bomba saldırısına ilişkin 18'i tutuklu 26 sanıklı davanın ilk duruşması görüldü.

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmaya 18 tutuklu sanık ile avukatları hazır bulundu. Müşteki Üzeyir Ceylan da duruşmaya katıldı. Sanıkların kimlik tespiti işlemlerinin tamamlanmasının ardından sanıkların savunmaları tercüman aracılığıyla alındı. Savunmalarını yapan sanıklar suçlamaları reddederek patlamayla ilgileri olmadığını iddia etti.

İlk olarak savunması alınan sanık Abdulrahman Faaiz Rashid Rashid suçsuz olduğunu ve patlamayla ilgisi olmadığını belirterek, "Omar’ı tanımıyorum, Atala El Hasan’ı da tanımıyorum. Fevzi Muhammed Ali benim yanıma geldi, bilgisayar alma amaçlı tanıdım onu. Bilgisayar ve telefon alıp satıyorum ve tamir ediyorum. DAEŞ’ten gelen şifrelerin çözülmesine herhangi bir şekilde yardım etmedim. 2 yıldır normal kanuni yollarla Türkiye’deyim, oturma iznim de var." dedi.

"DAEŞ BENİ VE AİLEMİ ÖLÜMLE TEHDİT ETTİ"
Sanık Atala El Hasan zulümden kaçtığını söyleyerek, "Ben zaten ölümden kaçtım. Nabil Fadli’yi tanımıyorum. Fevzi Muhammed Ali’ye yılbaşından önce bir paket verdim. DAEŞ beni ve ailemi ölümle tehdit etti ve beni paket teslim etmem için öldürmekle tehdit etti. Azru Ali bana paketi Fevzi’ye teslim etmemi söyleyen kişidir. Azru Ali benim yakınlarımı öldürmekle tehdit etti. Paket için de ‘Sakın bunu açma ve içinde ne olduğunu asla merak etme’ dedi. Fevzi’ye Urfa’da paketi teslim ettim. Fevzi paketi verirken tek başınaydı. 1 buçuk, 2 kilo ağırlığında, 20-25 cm civarındaydı. El kadar bir paketti. Bir taş misali hem ağır hem de küçüktü." dedi. Paket ile ilgili ne düşündüğü sorulan Atala El Hasan, "İçinde tarihi eser olduğunu tahmin ediyorum. Bilgisayarda resimler var, oradan buraya gelmeden önce DAEŞ’in olduğu bölgedeydim, onlar orada yaşayan Suriyelileri, onların resimleri ve flamalarını bulundurmaya zorluyorlardı. Teröristlerle veya herhangi bir örgütle alakam yoktur. Ben Türkiye’ye selamet içinde yaşamaya geldim, bir problem çıkarma kastım yoktur." diye konuştu.

"PATLAMADAN 4 AY ÖNCE DAEŞ'İ BIRAKTIM"
DAEŞ ile ilgili bağlantısı olduğunu kabul eden ancak uzaklaşmak istediğini belirten sanık Fevzi Muhammed Ali, "Bir süre önce onlarla beraberdim, bu patlama ile bir alakam yoktur. Ben yakalandığımdan 4 ay önce onları bırakmıştım. Ben paketi Atala El Hasan’dan aldım, içinde tarihi eser var diye düşündüm. Atala’nın dediği gibi kilosu 1.5-2 kilo, 15-20 cm civarında bir paketti. Ben paketi Atala’dan aldım, bir şahısa teslim ettim ama teslim ettiğim şahsı tanımıyorum. Atala’yı da tanımıyorum. Ben onları terk ederken annemin hasta olduğunu söyledim. Amacım bunu bahane edip onları bırakmaktı. Bana ‘tamam git bir ay izinlisin’ dediler. Sonra ben de gittim onlara hiç haber vermedim. Bir ay sonra bir şahıs gelip beni tehdit etti. ‘sen bize neden dönmedin, telefon ile konuşman gerekiyor’ diyerek silahla tehdit etti tekrar dönmem ve irtibat kurmam için. Ben o tehditten sonra korktum, telefonla konuştum. Bana telefonda neden gelmediğimi sordular, annemin hasta olduğunu söyledim. Ben bu şekilde size yardımcı olmak istemiyorum, herhangi bir kötü olaya sebep olmak istemiyorum dediğimde bana bizim senden isteğimiz bazı kişileri garajlara o şahısları getirmendir, Türkçen iyi, bize o şahısları getir hududa kadar getirmek için yardımcı ol dediler ama kesinlikle bunu gerçekleştirmedim." dedi.

Fevzi Muhammed Ali banka hesabına ayrı ayrı aktarılan 4 bin ve 810 dolara ilişkin ise, "Muhammed Manar Alhindi benim diğer ismimdir. 4 bin 810 dolar para bana Suriye'den gelmiştir, bana bu parayı Ayet Munir Gaziantep’te havale etti ben de teslim aldım bu para Suriye’den gönderen DAEŞ’tir." diye konuştu.

"NABİL'E 'EV İSTİYOR MUSUN' DİYE SORDUM"
Canlı bomba Nabil Fadli'ye ev kiraladığı iddia edilen sanık Mohammed Khaled Hawaslı ise terör örgütü DAEŞ ile bir bağlantısı olmadığını belirterek, "Ben ev işleri ile uğraşıyorum, kiraya veriyorum. Nabil ile Aksaray'da tanıştım, baktım ev soruyordu ben ev ile ilgili ihtiyaçları olduğunu duyduğumda ona 'ev istiyor musun' diye teklifte bulundum. O da bana ev aradığını söyledi. Onu Haseki'deki boş bir daireye götürdüm, beğendi ve tuttu. Her iki günde bir bana ödeme yapmaya başladı. Nabil'i ev konusu ile ilgili tanıdım, suçlamaları kabul etmiyorum." dedi.

CANLI BOMBA FADLİ DİŞ TEKNİSYENİYMİŞ
Canlı bomba Nabil Fadlı'nın ile aynı üniversitede okuduğunu söyleyen sanık Muhannad Hendawi suçlamaları reddettiğini belirterek, "Aynı üniversitedeydik, ancak sadece tanıyordum. Diş fakültesinde aynı sınıftaydık. Zaten diş teknisyenliği bölümü küçük bir bölümdür o nedenle herkes birbirini tanır. Türkiye'de özel bir işim vardır. Doktorla beraber çalışıyorum. Muayenenin yanındaki lokantaya gittim orada Nabil ile karşılaştık. Ne yaptığımı sordu diş teknisyenliği yaptığımı söyledim. 'Sen ne yapıyorsun' dediğimde 'Suriye'den geldiğini ve Türkiye'de kalacağını söyledi. Telefonumu aldı. Sonrada görüşmedim. Bir gün bilinmeyen numaradan Nabil beni aradı. 'Bana iş buldun mu?' diye sordu. Ben de 'Bulursam döneceğim' dedim." dedi.

"FADLİ'Yİ SINIRDAN BEN GEÇİRDİM"
Canlı bomba Nabil Fadli'yi sınırdan geçirdiği iddia edilen sanık Halil Derviş ise, "Benim Nabil Fadli denen şahısla alakam yoktur. Ben sınırdaki tellerden sigara veya insan kaçakçılığı yapıyorum. Bir dükkanım var ama buradan sağladığım gelir bana yetmiyor ben de insanları sınırdan geçirerek para kazanıyorum. Nabil Fadli’yi sınırdan ben geçirdim. Bir şahıs geldi adı Umran, bana iki şahsı sınırdan geçirmen gerekiyor dedi. Bu şahıs ailesi ile birlikte geldi. Zannedersem jandarma izin vermediği için 4-5 gün tellerin orada beklediler sonra geçiş yaptılar. Sınırdan geçtikten sonra üstleri çok kötüydü pis koktukları için evime götürdüm yıkansınlar diye. Umran denen şahıs bana bunlara dikkat et dedi. Nabil Fadli ismini 'Samir' olarak söyledi. Fadli’nin sırt çantası vardı, iki taraftan dikiliydi. Bu çantada ne var diye sordum, diş teknisyeni işi ile ilgili malzemeler olduğunu söyledi. Sonrasında ben Nabil Fadli’yi görmedim." şeklinde konuştu.

CANLI BOMBAYA PARA VERMİŞ
Sanık Omar Hallum Raheem Raheem ise, "Türkiye’de bir bürom vardır, havale işlemleri yaparım. Suriye’den veya herhangi bir yerden gelen havaleleri ilgili yerlere ulaştırıyorum. Beni bir süre önce bir numara aradı ben İstanbul’daki bir barodan aldım numaranızı dedi, benim havalem varmış diyerek bana kendisini Nabil olarak tanıştırdı. Ne kadar olduğunu sorduğumda 1500 dolar dedi ben de para bende dedim. Adresi verdim görüştük, pasaportunu sordum, pasaportunun fotoğrafını çektim, 1500 dolarını Ankara Dikimevinde teslim ettim." dedi.

"SANIKLARDAN ŞİKAYETÇİ DEĞİLİM"
Söz alan diğer sanıklarda DAEŞ ile bir bağlantılarının olmadığını, örgüt üyesi olmadıklarını iddia etti. Tutuklu sanıkların avukatları da müvekkillerinin tahliyesini talep etti. Müşteki Üzeyir Ceylan saldırının gözünün önünde gerçekleştiğini belirterek, "Etkilendim ama yaralanmadım. Sanıklardan şikayetçi değilim, davaya da katılmak istemiyorum" dedi.

5 SANIK HAKKINDA TAHLİYE KARARI
Duruşma sonunda ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, Mustafa Sraıwel, Muhannad Hendawi, İbrahim El İbrahim, Muhammed Izghib ve Muhammet İsa'nın üzerine atılı bulunan suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, suç vasfının değişme ihtimali, sanıkların tutuklulukta kaldıkları süre göz önünde bulundurularak tahliyelerine karar verdi. Mahkeme heyeti, 5 sanığın yurt dışına çıkışını da yasakladı. 13 tutuklu sanığın tutukluluk halinin devamına da karar veren mahkeme heyeti, duruşmayı 5 Eylül'e erteledi.

İDDİANAME
İstanbul Cumhuriyet Savcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu tarafından hazırlanan iddianamede, 13 şüphelinin "Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs etme" suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılması talep ediliyor.

88 sayfalık iddianamede bu şüphelilerden 3’ünün ayrıca, 12 kez "Terör amaçlı tasarlayarak öldürmeye yardım etme" suçundan 270 yıldan 360 yıla, 16 kez "Terör amaçlı tasarlayarak öldürmeye teşebbüse yardım etme" suçundan 180 yıldan 240 yıla ve "Tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirilmesi" suçundan da 4,5 yıldan 12 yıla kadar olmak üzere toplam 454,5 yıldan 612 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep ediliyor. İddianamede 10 şüphelinin de benzer suçlardan 450 yıldan 600 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması isteniyor. İddianamede kalan 13 şüphelinin ise, "Silahlı terör örgütüne üye olmak" suçundan 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyor.
Cihan

(CİHAN)


15 Temmuz 2016 Haberleri 1 2 3 4 5