Cumhurbaşkanlığı'ndan mektup açıklaması

ANKARA - Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Büyükelçi İbrahim Kalın, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Rusya Devlet Başkanı Putin'e gönderdiği mektupta, Rus askeri uçağının düşmesiyle ilgili derin üzüntü duyduğunu belirterek, "Hayatını kaybeden Rus pilotun ailesine bir kez daha acılarını paylaştığımı belirtmek ve taziyelerimi sunmak istiyorum; kusura bakmasınlar diyorum" ifadelerini kullandığını söyledi.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Büyükelçi İbrahim Kalın, düzenlediği basın toplantısında, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın çalışmaları hakkında bilgi verdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın geçen yıl çok yoğun bir mesai içinde olduğunu aktaran Kalın, "Bu çerçevede geçtiğimiz yıl boyunca Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, Cumhurbaşkanlığı makamı işçisinden, işverenine, sanatçısından muhtarına, devlet adamından bürokratına kadar ülkemizin her kesiminden 10 binlerce kişiye ev sahipliği yaptı. Bunların birçoğunu da Sayın Cumhurbaşkanımız bizzat kendileri burada ağırladılar, karşıladılar" dedi.

Kalın, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 2016 programının da aynı yoğunluk ve tempo içerisinde devam edeceğini belirterek, "Kendisinin koşturan, terleyen Cumhurbaşkanı tanımına layık bir performans 2015'te gösterildi, 2016'da da bundan çok farklı olmayacak" diye konuştu.

BAŞKANLIK SİSTEMİ

Yeni anayasa ve başkanlık sistemi tartışmalarına da değinen Kalın, şunları söyledi:

"Bu konularda son dönemde yakalanmış olan ivmeden memnuniyet duyduğumuzu ifade etmek isteriz. TBMM, siyasi partiler, STK'lar, üniversiteler, meslek kuruluşları ve düşünce kuruluşlarının yönlendirmesiyle ve katkılarıyla yazılacak yeni anayasa şüphesiz Türkiye'nin 2023 hedefleri doğrultusunda atacağı en önemli tarihi adımlardan birisi olacaktır. Bizim yaklaşımımız, yeni anayasa milletin gündemidir yaklaşımıdır. Zira bu yeni anayasa, bu milletin Cumhuriyetin 100. yılında, 2023'te dünyada kendini nasıl konumlandıracağını belirleyecek olan ana metin olacaktır. Burada Meclis'inden mahkemesine, hükümetinden bürokratik kurumlarına kadar devletin farklı birimlerinin birbirleriyle ilişkisinin nasıl olacağı, ama en önemlisi de millete nasıl etkin hizmet vereceğini tanımlaması açısından büyük bir önem arz ediyor. Bununla ilgili de bildiğiniz gibi Meclis'te zaten bir Anayasa Uzlaşma Komisyonu çalışması başladı. Sayın Cumhurbaşkanımız da bu yeni anayasa çalışmasını motive etmek, teşvik etmek için çeşitli vesilelerle konuşmalar yapmakta, programlara katılmaktalar. Yine bu çerçevede de kendisinin bir dizi programları olacak. Ve hakikaten milletin tam manasıyla temsil edildiği, her tür vesayetten kurtulmuş, özgürlükçü demokratik bir reform Anayasanın yazılması bizim de her zamanki gibi önceliğimiz olacaktır."

BİR KİŞİNİN İKBALİYLE İLGİLİ DEĞİL

Kalın, başkanlık sistemi tartışmalarının Özal, Demirel ve Türkeş dönemlerinde de çeşitli vesilelerle gündeme geldiğini belirterek, "Ayrıca anayasa hukukçuları arasında da yer yer bu konunun tartışıldığını, bu konuda çeşitli raporların yazıldığını biliyoruz. Tabii buradaki en temel konu, başkanlık sistemi tartışmasının halkın ya da milletin devletle ilişkisini belirleyecek bir model tartışması olmasıdır. Bu bir kişinin kendi kişisel ikbaliyle ilgili bir konu asla değildir. Ve burada belki en önemli konu da, kuvvetler ayrılığı prensibinin en net bir şekilde ortaya konacağı bir siyasi yapının inşa edilmesidir. Ve başkanlık sistemi aslında bu kuvvetler ayrılığı prensibinin en net bir şekilde ortaya konduğu siyasi sistemi ifade etmektedir. Burada tabii altının çizilmesi gereken bir diğer önemli konu da bu kontrol-denetim ya da kontrol-denge mekanizmalarının da, yani checks and balances denen mekanizmalarının da başkanlık sisteminde çok net bir şekilde yapılmış olmasıdır. Anayasa, başkanlık sistemi tartışmaları önümüzdeki haftalarda, aylarda da yoğun bir şekilde tartışılmaya devam edecek. Biz bu çok yönlü, çok boyutlu tartışmadan büyük memnuniyet duyuyoruz. Umarız bütün bu tartışmaların neticesinde Türkiye'nin 2023 vizyonuna uygun bir anayasa ve bununla ilgili buradan çıkacak olan bir siyasal sistem tanımlaması en kısa zamanda yapılıp hayata geçirilecektir" diye konuştu.

TERÖRLE MÜCADELE

Terörle mücadele konusuna da değinen Kalın, şunları söyledi:

"Türkiye aynı anda birkaç terör örgütüyle mücadele etmektedir. Bunların en önde gelenleri bir tarafta DAEŞ Suriye kökenli olmak üzere, diğeri de PKK terör örgütüdür. Bunların ikisi de Türkiye'nin ulusal güvenliğine, birlik beraberliğine, istikrarına ve güvenliğine tehdit teşkil etmektedir. Bunların birini tercih edip öbürünü az ya da çok göstermek söz konusu değildir. Burada nasıl DAEŞ'le mücadele bir öncelik ise uluslararası toplum açısından, Suriye halkı açısından, Irak halkı açısından, aynı şekilde Türkiye'nin güvenliğine, birliğine, beraberliğine tehdit oluşturan PKK ile mücadele de bir önceliktir. Burada bir terör örgütleri listesi ya da hiyerarşisi yapmak söz konusu değildir. Burada terörle mücadele konusunda müttefiklerimizin bizim yanımızda olduğunu ifade etmeleri son derece önemlidir, bundan memnuniyet duyarız, kendileri de müteaddit kereler bunu zaten ifade ediyorlar. Ama aynı şekilde Türkiye'nin terörle mücadelesini zaafa uğratacak, terör örgütlerini sevindirecek ya da onların çalışmalarına, terör faaliyetlerine katkı sunacak türden açıklamalardan uzak durulması da aynı şekilde önem arz etmektedir. Zira çeşitli vesilelerle gündeme gelen, Türkiye'de ve dünyada da tartışılan terörün propagandasını yapmakla ilgili konuların hakikaten bütün hassasiyetiyle beraber ele alınması gerekmektedir. Biz Batılı ülkelerde, Avrupa'da, Amerika'da terör söz konusu olduğunda, terör örgütleriyle mücadele söz konusu olduğunda ne tür tedbirlerin alındığını gayet iyi biliyoruz. İfade özgürlüğü çerçevesinin ya da sınırlarının nerede çizildiğini de gayet iyi biliyoruz. Şu çok açık ve net bir şekilde ortadadır ki; terör örgütüne yönelik propaganda faaliyetleri, bunlara doğrudan ya da dolaylı destek vermek ifade özgürlüğü kapsamında ele alınacak konular değildir."

ALDIĞIMIZ TEDBİRLER MEŞRU

Kalın, Türkiye'nin terör örgütüne ve eylemlerine yönelik aldığı tedbirlerlerin meşru, etkili ve kamuoyu desteğine sahip olduğunu vurgularken, "Aslında biraz da bundan rahatsız olanlar son günlerde terör örgütünün propagandasını arkasına alarak, dayanarak ülkemize yönelik, Hükümete yönelik, Cumhurbaşkanımıza yönelik haksız, temelsiz, izanla, akılla izah edilemeyecek ithamlarda bulunmaktadırlar. Zaman zaman bize yapılan işte çatışmalar dursun, operasyonlar durdurulsun, şu yapılsın, bu yapılsın türü çağrıların doğru adresi terör örgütüne silah bırakma çağrısıdır. Bizim onlara da çağrımız, bize kamu düzenini kurmak için yaptığımız faaliyetlerle ilgili çağrı yapmak yerine terör örgütüne ve onların bağlı olduğu gruplara silah bırakmaları yönünde çağrı yapmalarıdır" dedi.

KÜRTLER İLE DEĞİL TERÖRLE MÜCADELE

Terör örgütüyle yapılan mücadelenin hiçbir zaman "Kürtlerle yapılan bir mücadele" olmadığını kaydeden Kalın, şöyle devam etti:

"Bunun tersini iddia etmek, terör örgütünün Kürtleri temsil ettiğini, hatta onları eşitlemek anlamına gelir ki bunun hakikatlerle bir ilgisi olmadığı çok açık bir şekilde ortadadır. Terör örgütünün kendini Kürt vatandaşlarımızın hamisi, temsilcisi gibi gösterme gayreti olabilir, bu bir propagandadan ibarettir. Türkiye'nin gerçekleri ortadadır. Türkiye'deki Kürt vatandaşlarımızın duruşu ortadadır. Son dönemlerde yaşanan hadiseler çerçevesinde ne siyasi, ne sosyolojik manada örgütün Kürt vatandaşlarımızı temsil ettiğine dair bir iddiayı ortaya atmak mümkün değildir. Dolayısıyla, terör örgütüne karşı yapılan bir mücadeleyi sanki Kürtlere karşı yapılan bir mücadeleymiş gibi ya da Türklerle Kürtler arasında işte bir husumet, bir düşmanlık, bir ayrılık vesilesi gibi sunmaya çalışanların da aslında bilerek veya bilmeyerek terör örgütünün propagandasına alet olduklarını ifade etmek isterim."

KOŞULSUZ SİLAH BIRAKMA

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, sürecin geleceğinin terör örgütünün silahlarını tamamen ve koşulsuz bir şekilde bırakmasına bağlı olduğunu belirterek, "Maalesef bugüne kadar terör örgütü silah bırakmak için önüne gelen pek çok fırsatı tepmiştir, bununla ilgili zemin oluştuğu halde silahı bırakıp şiddeti, terörü, bu anlamsız nihilist savaşı bitirmek yerine, tek bildiği şey olan tekrar teröre saldırmayı tercih etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, vatandaşlarının temel hak ve hürriyetlerini korumak için elbette adım atmak, kamu düzenini inşa etmek zorundadır. Burada hakkı ihlal edilen terör örgütünün saldırdığı vatandaşlarımızdır, terör örgütünün ortaya koyduğu kaos ortamıdır. Asıl insan hakları ihlalleri buradan kaynaklanmaktadır ve şu anda da güvenlik güçlerimiz, mülki idare bu vatandaşlarımızın temel hak ve hürriyetlerini, can ve mal güvenliğini sağlamak için yoğun bir çaba sarf etmekte, fedakar bir şekilde mücadele etmektedir. Bu ortamda da terör örgütünün propagandasına prim verilmemesi ayrıca büyük bir önem arz etmektedir" dedi.

DAEŞ VE PKK ARASINDA AYRIM YOK

Son zamanlarda "güvenlik güçlerine karşı yapılan saldırılar terör değildir, sivillere karşı yapılan saldırılar terördür" gibi bir anlayış yayılmaya başladığını ifade eden Kalın, "Bu da bir başka şekilde terör örgütünün propagandasını yapmaktan başka bir şey ifade etmez. Nasıl DAEŞ'le mücadelede birileri çıkıp DAEŞ terörünü meşrulaştırmak adına açıklamalar yapsa, adımlar atsa, temaslar kursa buna herhalde herkes büyük tepki gösterir. Biz de aynı noktadayız, aynı şey hem DAEŞ terörü, hem PKK terörü için geçerlidir, bunlar arasında bir ayrım söz konusu değildir" diye konuştu.

36 BİN 650 KİŞİYE ÜLKEYE GİRİŞ YASAĞI

Kalın, Türkiye'nin DAEŞ terörüyle mücadele konusunda yoğun tedbirler almaya devam ettiğini, özellikle yabancı terörist savaşçılar konusunda sınır güvenliğini sağlamak için ek ilave tedbirler alındığını belirterek, "Bu tedbirler çerçevesinde de Ocak 2016 itibarıyla DAEŞ’le mücadele kapsamında 125 ülkeden 36 bin 650 kişiye ülkeye giriş yasağı konmuş, 93 ülkeden 3 bin 65 yabancı sınır dışı edilmiştir. Yine DAEŞ’le mücadele kapsamında yürütülen soruşturmalar bağlamında da yaklaşık 1800 kişi gözaltına alınmış, bunlarla ilgili de adli, hukuki süreçler şu anda devam etmektedir. Biz gerek Suriye'de, gerek Irak'ta DAEŞ'le mücadele koalisyonuyla beraber ortak hareket etmeye devam ediyoruz" dedi.

CENEVRE'DE YENİ MÜZAKERE

Suriye ile ilgili BM Güvenlik Konseyi'nin kararı çerçevesinde yeni bir müzakere sürecinin Cuma günü Cenevre'de başlayacağını aktaran Kalın, "Bu müzakere sürecinin amacı, bildiğiniz gibi Suriye'de bir siyasi geçiş sürecinin sağlanması, bunun şartlarının temin edilmesidir. Bunun için de bir 18 aylık süre öngörüldü, ateşkesin sağlanması, tam yetkili bir geçiş hükümetinin kurulması, yeni bir anayasa yazılması ve seçimlere gidilmesi, böylelikle Suriye halkının iradesini sandıkta güvenli bir ortamda yansıtması hedeflenmektedir. Bu noktada uluslararası toplumun Suriye halkının yanında olduğunu açık ve net bir şekilde ifade etmesi ayrıca önem taşımaktadır" diye konuştu.

ESAD REJİMİNE SUNİ TENEFFÜS

Kalın, şöyle devam etti:

"Zira son dönemde maalesef Suriye halkının yanındayız, Esad rejimi meşruiyetini yitirmiştir, artık gitmelidir dendikten sonra, adeta Esad rejimine tekrar suni teneffüs yapmaya çalışan teşebbüslerle karşı karşıyayız. Halbuki bu rejim sadece meşruiyetini yitirmemiş, birçok uluslararası örgüt, mahkeme ve insan hakları kuruluşunun raporlarına göre büyük savaş suçları işlemiştir ve işlemeye de devam etmektedir. Bu çerçevede de artık bu savaşın sona erdirilmesi, gerek terör meselesi, gerek mülteci krizi, gerek mezhep gerginlikleri, gerekse bölgedeki diğer güvenlik ve istikrar konularıyla ilgili olarak hayati bir önem arz etmektedir. Zira Suriye üzerinden yürütülen güç mücadelesi artık acımaz bir hal almış ve küresel bir boyut kazanmış bulunmaktadır. Suriye bağlamında uluslararası koalisyonla yürüttüğümüz çalışmaların bir parçası olarak, özellikle Türkiye-Suriye sınırının güvence altına alınması konusunda ilave tedbirler alındığını demin ifade ettim. Burada gene bir noktanın altını çizmek isterim; Türkiye-Suriye sınırında biz hiçbir terör örgütünün, terörle iltisaklı grubun fiili bir durum yaratmasına müsaade etmeyiz. Bu ister DAEŞ olsun, ister El Kaide olsun, ister YPG olsun, ister PYD, PKK ve benzeri örgütler olsun, bunların sınır bölgelerimizde bir terör yapılanmasına gitmesine elbette izin vermemiz mümkün değil, zira bu güven ve istikrarı ortadan kaldıran bir hamle olacaktır."

PKK'NIN MASAYA OTURMASINA KARŞIYIZ

Cenevre'deki görüşmelerde Suriye Kürtleri'nin de aynı diğer gruplar gibi temsil edildiğine dikkat çeken Kalın, "Bizim karşı olduğumuz, PKK iltisaklı grupların Suriye Kürtlerinin temsilcisi gibi masaya oturma talebidir. Bunun sahada böyle olmadığını biliyoruz. Bu örgütün ve ilgili grupların bir tarafta Esad rejimiyle, bir tarafta PKK terör örgütüyle, başka gruplarla ne tür ilişkiler içerisinde olduğu herkesin malumudur. Dolayısıyla, burada özellikle Suriye Kürtleri bağlamında yer yer Türkiye'ye yönelik ithamların da aslının astarının olmadığının altını bir kez daha çizmek isterim. Türkiye'nin Suriye Kürtleriyle herhangi bir sorunu yoktur, tam tersi Suriye Kürtlerinin daha adı bile hiç anılmazken Sayın Cumhurbaşkanımız 2009-2010, hatta 2011 yılı içerisinde bile Suriye Kürtlerinin haklarının verilmesi, nüfuz cüzdanlarının verilmesi, pasaport verilmesi için Suriyeli yetkililere ilk defa bu konuyu gündeme getiren liderdir daha bu PYD, işte Suriye Kürtleri falan vesaire konuları hiç konuşulmadan önce. Aynı şekilde Kobani hadiseleri olduğu zaman da ora üzerinden bir efsane yaratılmak istendi. Ama gerçek şu ki; 3 gün içerisinde Kobani’de bulunan yaklaşık 195 bin insanı Türkiye’ye alan da gene bu hükümettir, bu devlettir, Cumhurbaşkanımızın talimatlarıyla yapılmış bir eylemdir o. Niye? İnsani kaygılarla. Böylece Kobani'de bu insanlar ölümden, savaştan kurtulmuşlar, ülkemizde aylarca ağırlanmışlar, bir kısmı şu anda döndü, bir kısmı hala burada. Ve biz Suriye'ye de, Irak'a da hiçbir etnik ayrım yapmadan, Kürt, Türk, Sünni, Şii, Süryani vesaire ayrımı yapmadan insani yardımlarımızı da bugün de ulaştırmaya devam ediyoruz. İster Kobani'ye, ister Tel Abyad'a, ister Telafer'e, ister Musul'a, ister Kerkük'e, ulaşabildiğimiz her yere insani yardımlarımızı da ulaştırmaya devam ediyoruz."

TÜRKMENLER

Suriye Türkmenleri ile ilgili süreci de çok yakından takip ettiklerini vurgulayan Kalın, "Kendilerine her türlü desteği verdiğimizi, vermeye devam edeceğimizi de özellikle ifade etmek istiyorum. Özellikle Rusya'nın Suriye Türkmenlerine yönelik saldırılarının hiçbir meşru tarafı yoktur, bunu pek çok defa ifade ettik, Cenevre görüşmelerinde de bu konun altını tekrar çizeceğimizi ifade etmek isterim. Zira Suriye Türkmenlerinin özellikle yoğun olarak bulunduğu Bayırbucak bölgesinde herhangi bir DAEŞ tehdidi söz konusu değildir, burada Rus hava saldırılarının Esad rejimini rahatlatmak için, nefes aldırmak için yapılmış bir hamle olduğu açıkça ortadadır" dedi.

PYD'NİN KATILMASI MÜZAKERELERE AYKIRI

Kalın, Türkiye'nin Cenevre'de hangi düzeyde temsil edileceğine yönelik soruya, şu yanıtı verdi:

"Dışişleri Bakanımızın yoğun bir diplomasi trafiği oldu. Neden? Çünkü orada müzakerelere katılacak grupların kimler olacağı aslında çok önceden belirlenmişti. Hatırlarsanız, Riyad’da Suriye muhalefeti toplantısı yapıldı ve oraya bütün bu gruplar, yani bu Cenevre görüşmelerine katılacak olan bütün bu gruplar davet edildiler ve bunlar ilan edildiler bunların kim olduğu. Bunlardan da bir Suriye istişare heyeti ya da müzakere heyeti oluşturuldu ve bunun başına da Riyad Hicap getirildi, yani bu dediklerimiz Aralık ayında zaten yapıldı ve bitti. Şimdi o süreçte PYD konusu hiç gündeme gelmemişken, yani geldiği halde devre dışı bırakılmışken, şimdi tekrar bir son dakika hamlesiyle tekrar PYD’yi Cenevre görüşmelerine katmaya çalışmak, bir kere şu ana kadar yürütülen çalışmalara ve müzakerelere aykırı bir durum; biz bunu açık bir şekilde ifade ettik.
İkincisi de, demin de söylediğim gibi, orada fiili durum yaratan, diğer gruplar üzerine baskı kuran ve şu ana kadar Suriye muhalefetinin yanında yer almayan, rejimle şaibeli ilişkilerine devam eden, PKK terör örgütüyle kirli ilişkilerine devam eden bir grubun orada Suriye Kürtlerini temsilen bulunma iddiası elbette kabul edilebilir bir şey değil. Bu sadece Türkiye’nin değil, diğer ülkelerin de kabul ettiği bir nokta olduğu için de zaten dün itibarıyla nihai karar verildi ve müzakerelere Cuma günü bu dediğim gruplar çerçevesinde başlanacak, orada Türkiye de temsil edilecek."

KAYMAKAMLAR AÇIKLAMASI

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kaymakamlarla buluşmasında söylediği "gerekirse mevzuatı bir kenara koyun" sözleriyle ilgili soruya Kalın, özellikle son aylarda Doğu ve Güneydoğu’da belli belediyelerin ne tür yasa dışı faaliyetler içerisinde olduğunu biz gördük. Bunu yasal bir çerçeveye, kılıfa uydurmaya çalışıyor olabilirler, ama bu hendeklerin ya da çukurların hangi makinelerle, ne tür imkanlarla kazıldığı artık herkes tarafından biliniyor. Dolayısıyla, burada Sayın Cumhurbaşkanımızın yaptığı çağrı doğrudan bununla ilgidir, yani devletin verdiği imkanları devlet aleyhine kullanmaya çalışanların önüne geçmek amacıyla yapılmış bir çağrıdır ve hala bu çukur siyasetinde de ısrar edenler maalesef sanki bu onların bir müktesep hakkıymış gibi bu faaliyetlerinde ısrar ediyorlar. Buna karşı elbette devlet tedbir almak zorundadır, çünkü bundan en fazla orada yaşayan vatandaşlarımız mağdur olmaktadır. Yasa dışına çıkma diye bir şey söz konusu değil. Yerel düzeyde bildiğiniz gibi bunu belediye başkanı, kaymakamlık ve diğer mülki amirler o bölgeyi beraber yürütürler belli bir iş paylaşımı, görev paylaşımı içerisinde. Ama burada yasalara aykırı bir faaliyet söz konusu olduğunda elbette buna müdahale etmek orada mülki amirin de en doğal hakkıdır, görevidir" yanıtını verdi.

ÇELİK'İN YAZISI

Kalın, AK Parti Genel Başkan Danışmanı Sayın Hüseyin Çelik'in çözüm süreciyle ilgili yazısına ilişkin soruyu ise "Sayın Çelik’in yazısını okumadım, bilmiyorum tam detaylarını, bağlamını. Ama çözüm süreci olarak tarif ettiğimiz o dönem içerisinde atılan adımların bu ülkeye neler kazandırdığını da unutmayalım, tekrar hatırlayalım. Burada maalesef bu süreci istismar eden terör örgütü olmuştur ve onu sonunda sabote eden de terör örgütü olmuştur, tarihi bir fırsatı tepmiştir. Bu süreçte çok önemli kazanımlar elde edildi demokratik haklar anlamında olsun, hukuki reformlar anlamında olsun, kardeşlik bağlarının güçlendirilmesi anlamında olsun, Türkiye elbette bu kazanımların gerisine düşmeyecektir, bundan sonraki sürecin -o yüzden ifade ettim- geleceği terör örgütünün silah bırakmasına bağlıdır. O zaman da bu sürecin nihai amacı elbette örgütün silah bırakmasıydı, bugün de aynı hedef yerinde durmaktadır. Dolayısıyla, buradan başka bir mana çıkartmak yanlış olur. Tabi ki böyle bir istismar, böyle bir suiistimal ya da sabotaj eylemleri artık hiçbir şekilde karşılık bulması mümkün değildir. Biz bir tarafta kamu düzenini inşa ederken, öbür tarafta vatandaşlarımızın temel hak ve hürriyetlerini garanti altına alacak adımları devlet olarak, Hükümet olarak atmaya elbette devam edeceğiz" şeklinde yanıtladı.

FİİLİ DURUMLARA MÜSAMAHA GÖSTERMEYİZ

Kalın, PYD'nin Afrin’in doğusundan Cerablus'a girmek için harekete geçtiği iddialarıyla ilgili şunları söyledi:

"Türkiye-Suriye sınırında ya da Suriye’nin kuzeyi diye ifade edilen o bölge içerisinde fiili durumlara bir müsamaha göstermemiz söz konusu değil. Bu hem bizim kendi ulusal güvenliğimiz, hem de Suriye’nin geleceği açısından kabul edilebilir durum asla değildir. Oradaki etnik yapılarla oynamak, diğer gruplar üzerinde baskı kurmak ya da Uluslararası Af Örgütü’nün raporunda ifade edildiği gibi savaş suçu teşkil edecek eylemler içerisinde bulunmak, ki Tel Abyad’da bu yapıldı bildiğiniz gibi, bunları kabul etmemiz elbette mümkün değil. DAEŞ’le mücadele bahanesiyle orada coğrafyayla, demografiyle oynamak ancak Suriye’nin geleceğini daha da karartır ve bu hiç kimsenin faydasına olmaz. Bu konuyla ilgili sahadaki süreçleri biz yakından takip ediyoruz, müttefiklerle de zaten Cenevre’de yapılacak görüşmeler çerçevesinde bu konu etraflı bir şekilde ele alınacak."

BAŞİKA KAMPI

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Amerikan Başkan Yardımcısı Joe Biden ile görüşmesi ve Başika Kampı konusundaki soruya Kalın, "Başika’ya bildiğiniz gibi biz DAEŞ’le mücadele kapsamında askerlerimizi gönderdik ve bunu Iraklı yetkililerle, özellikle de Musul Valisi, Milli Savunma Bakanı, onlarla yapılan müzakereler neticesinde gerçekleştirdik. Tabi daha sonra konu başka bir yere çekildi. Şu anda misyon noktasında, hedef noktasında herhangi bir ihtilaf söz konusu değil, yani DAEŞ’le mücadele kapsamında oradaki üssümüzün hem Peşmerge’ye, hem Musul gönüllü birliklerine, hem de diğer gruplara eğitim vermesine herhangi bir itiraz söz konusu değil. Şu anda Iraklıların da kaygılarını giderecek şekilde bir süreç başlatılmış durumda, onun şekli şemali biraz daha detaylandıkça kamuoyuyla da paylaşacağız" yanıtını verdi.

Kalın, şöyle devam etti:

"Şu anda oradaki birinci öncelik DAEŞ’le mücadele o bölgede, ama aynı zamanda bizim için PKK terörüyle mücadelenin de önemli olduğunun altını bir kez daha çizmek isterim.
Yine bu bağlamda biz Irak Hükümetinin güven ve istikrar çabalarını, reform çalışmalarını desteklediğimizi de ifade etmek isterim. Iraklı yetkililerle bu bağlamda her düzeyde temasımız da devam ediyor. Son olarak Sayın Meclis Başkanımız bildiğimiz gibi İslam Ülkeleri İşbirliği Teşkilatı Parlamentolar Arası Birliği’nin Dönem Başkanı olarak Irak’ın Başkenti Bağdat’a gitti ve Dönem Başkanlığını Iraklı mevkidaşı Sayın Cuburi’ye devretti. Orada da kendisi hem Irak Meclis Başkanıyla, hem Irak Cumhurbaşkanıyla ve tabi ki diğer ülkelerin meclis başkanlarıyla da güzel, verimli görüşmeler yaptılar. Dün kendisiyle de bu konuyu değerlendirme imkanımız oldu. Bu konunun artık bir sorun olmaktan çıkması yönünde önemli adımlar atıldı, çok yakın bir zamanda da bu prosedürlerin tamamlanması suretiyle oradaki bizim eğitim faaliyetlerimiz bu yeni çerçeve içerisinde devam edecektir."

LEYLA ZANA

Kalın, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Leyla Zana ile görüşmesi konusunda, "Özel kalemler şu anda takip ediyorlar, zannediyorum hem Cumhurbaşkanımızın, hem Leyla Hanımın -ki kendisi şu anda yurt dışındaymış- programlarının uygun olduğu bir zamanda bu randevunun, kabulün gerçekleşmesi için arkadaşlarımız çalışmalarını yürütüyorlar" dedi.

PYD'YE VERİLEN MÜHİMMATLAR

PYD'ye verilen mühimmatların PKK’nın eline geçip geçmediği konusunda ise Kalın, şunları söyledi: "Bu konuyu tabi ki çok yakından takip ediyoruz, çünkü bizim ulusal güvenliğimizi doğrudan ilgilendiren bir konudur. Zaten baştan beri söylediğimiz, üzerinde ısrarla durduğumuz konulardan birisi de, bu sınır bölgesinde bu fiili durumların, terör yapılanmalarının ülkemize zarar vermesini önceleyecek tedbirleri almaktır. Bu konuyu biz en üst düzeyde dillendirmeye devam ediyoruz, bununla ilgili gerekli tedbirleri de aldık, öyle bir hareketlilik planı var idiyse bile bunların birçoğunun boşa çıkartıldığını ifade edebilirim. Çünkü sınırlığımızın güvenliği sadece o sınırlığın güvenliğinden ibaret değil, bizim ülkemizin güvenliği demek ve bizim açımızdan da tehdit neredeyse güvenliğin sınırını da biz orada çizmek durumundayız; ki Suriye’nin şu andaki kaos ortamında bu tedbirleri elbette almak durumundayız. Arada bir sorunuz daha vardı."

ANAYASA ÇALIŞMALARI

Kalın, yeni anayasa ile ilgili soruyu ise şöyle yanıtladı:

"Sayın Cumhurbaşkanımız bu konuda gerek siyasi partilerle, gerek STK’larla, meslek kuruluşlarıyla, üniversitelerle, düşünce kuruluşlarıyla bu konuyu farklı platformlarda ele alıyor, ele almaya da devam ediyor. Bu tartışmayı motive eden, ona bir çerçeve kazandıran, yönlendiren bir figür olarak elbette katkılarını sunmaya devam edecek. Ama bizim Cumhurbaşkanlığı olarak, zaten usulün de böyle bir anayasa teklifinde bulunmamız söz konusu değil, bu biliyorsunuz Meclis’te yürüyecek bir süreçtir. Ama oraya kadar, Meclis’te oluşacak anayasa metninin herhalde oluşumu toplumun bütün kesimlerinin katkılarıyla gerçekleşeceği için doğal olarak Cumhurbaşkanlığı da bu konudaki görüşlerini, kanaatlerini, tekliflerini farklı şekillerde mecralarda ifade edecek. Mesela nitekim bu çerçevede de yarın Sayın Cumhurbaşkanımızın bu konuda bir programı olacak ve orada da bu yeni anayasa tartışmalarıyla ilgili bir çerçeve konuşması yapacaklar."

RUSYA MEKTUP

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Rusya Devlet Başkanı Putin'e gönderdiği mektupta, Rus askeri uçağının düşmesiyle ilgili derin üzüntü duyduğunu belirterek, "Hayatını kaybeden Rus pilotun ailesine bir kez daha acılarını paylaştığımı belirtmek ve taziyelerimi sunmak istiyorum; kusura bakmasınlar diyorum" ifadelerini kullandığını açıkladı.
Cihan

(CİHAN)


27 Haziran 2016 Haberleri 1 2 3 4 5