"Ülkemizde demokrasiye yönelik tehditler kimlik değiştirdi"

ANKARA - CHP İstanbul Milletvekili Bihlun Tamaylıgil, Türkiye'de demokrasiye yönelik tehditlerin kimlik değiştirdiğini belirterek, "Ne yazık ki sivil ve popüler niteliği ağır basan, otoriter; siyaseti, ekonomiyi ve toplumu tüm yoğunluğuyla etkisi altına almaya çalışan bir anlayışla karşı karşıyayız." dedi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulunun 54'üncü birleşimi açıldı. Birleşimi TBMM Başkanvekili Ayşe Nur Bahçekapılı yönetiyor. 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2014 yılı Merkezi Yönetim Kesinhesap Kanunu Tasarısının TBMM Genel Kurulunda görüşülmesine devam ediliyor. Program uyarınca Ekonomi Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ile bakanlıklara bağlı kurum ve kuruluşların bütçeleri ele alınıyor. Ayrıca 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısının 5'inci maddesine kadar oylanması yapılacak.

"SİZİN DÜZENİNİZDE HUKUK; YANDAŞLARINIZ İÇİN AYRI, MUHALİFLERİNİZ İÇİN AYRI UYGULANIYOR"

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına konuşan İstanbul Milletvekili Bihlun Tamaylıgil, Türkiye ekonomisi açısından bugün en önemli sorunun, demokrasi sorunu olduğuna dikkat çekti. "Eğer bir ülkede kalkınma ve gelir adaleti olacaksa öncelikle demokrasi olmalı." diyen Tamaylıgil, şöyle devam etti: "Ama ülkemizde demokrasiye yönelik tehditlerin kimlik değiştirdiği bugünlerde ne yazık ki sivil ve popüler niteliği ağır basan, otoriter; siyaseti, ekonomiyi ve toplumu tüm yoğunluğuyla etkisi altına almaya çalışan bir anlayışla karşı karşıyayız. Sizin düzeninizde hukuk, sadece yandaşlarınız için ayrı uygulanmakta; muhalifler için ise ayrı hak ve hukuk sistemi uyguluyorsunuz. Sizin düzeninizde yandaşlık; suç işleme ve hukuk dışında eylem ortaya koymanın ehliyeti haline geldi. Demokratik haklarını kullanan vatandaşlar yerlerde sürüklenmekte, silahla çocukları yaralayıp ölümüne sebep olanlar körü körüne korunmakta. Bu otoriter düzen suç işleyen mensuplar için kefalet ve teminat sistemi kurarken yurttaşlara karşı suçlama ve suçlulaştırma sistemini ortaya koymaktadır. 'Devlet benim' diyen ve devleti kendi çıkarları için kullanan, 'hukuk benim' diyen ve yasaları keyfi biçimde uygulayan, 'güvenlik gücü benim' deyip yurttaşları şiddete ve korkuya maruz bırakan bir şahsileşme ve keyfileşme devlet yönetiminin her alanında kendini göstermekte. Kamunun sahip olduğu kurumsal ve ekonomik varlıklar tek kişinin şahsi, tekel değerlendirmesine dönüşmekte. Demokrasi, tek kişinin kaprisine, hırsına, hıncına; tutarsız, takıntılı tercihlerine kurban edilmekte; adalet de mülk de şahsileştirilmektedir."

"BASIN BİR AYNA GİBİDİR"

CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer ise hukuk devleti, düşünce özgürlüğü, halkın haber alma özgürlüğü iktidarıyla muhalefetiyle herkesin üzerine titremesi gereken ilkeler olduğuna dikkat çekti. "Basın bir ayna gibidir, biz neysek onu gösterir; iyiysek iyi, eksiksek eksik." diyen Çakırözer, "Nasıl ki aynaya bakarak görünüşümüze, kıyafetimize çekidüzen verme imkanımız varsa eleştirebilen hür bir basın sayesinde de hem birbirimizle ilişkiler hem dış dünyayla ilişkilerimizde Türkiye'yi evrensel demokrasi standartlarına ulaştırma fırsatına sahip oluruz. Gazetelere, televizyonlara 'Bizi eleştiriyorlar, yaptığımız yanlışları ortaya koyuyorlar.' diye el koymak, kapatmak, yayınlarını izlenemez hale getirmek aynadaki halimizden memnun değiliz diye aynayı kırmaktan farksızdır. Türkiye'de gün geçmiyor ki bir medya kuruluşuna kayyum atanmasın, yayını durdurulmasın, gazeteciler işsiz kalmasın. Bunlar, hukuk devletiyle, evrensel hak ve özgürlük standartlarıyla bağdaşmayan uygulamalardır. Bizi, içeride demokrasiden, toplumsal barıştan uzaklaştırırken dışarıda da ülkemizin itibarını daha da azaltmaktadır. Hukuk devletinde hiç kimse yargılamadan muaf değildir, bu bir bürokrat da olabilir, bakan da olabilir, başbakan da olabilir, gazeteci ya da iş insanı da olabilir. Ancak iddiaya konu soruşturma ya da yargılamanın siyasetin etkisinde olmadan, yargının tarafsızlığına ve bağımsızlığına gölge düşmeden yapılması esastır. Maalesef ülkemizde gerek gazeteciler ve basın kuruluşları gerekse ülkemizin önde gelen girişimcilerine ve siyasetçilerine yönelik yargı süreçleri aynı yakın geçmişte olduğu gibi bugün de siyasi öç alma duygusuyla yürütülmekte. Siyasetin hukuka buluşmasının bedelini, yargı bağımsızlığıyla oynanmasının bedelini Türkiye yakın geçmişimizde çok acılar çekerek ödedi. Her dönemin mağdurları oldu, kimi çektiklerine dayanamadı, hayatını kaybetti, kimi yaşadığı işkencelerin acısını on yıllarca yüreğince taşıdı, kimi hak mağduriyetine uğradı, kimi itibarsızlaştırıldı. İşte darbelerin mağdurları, işte 28 Şubat sürecinin mağdurları, işte son dönemin kumpas davaları Ergenekon, Balyoz, Oda TV davalarının, KCK davalarının mağdurları. Bu mağdurların bir kısmı bugün bu sıralarda oturuyor, birbirimizle her gün selam alıp veriyoruz, geçmişin hatalarını tekrarlamamamız gerektiğini birbirimize hep söylüyoruz. Bu yüzden, hukuku siyasete alet etmekten, yeni mağduriyetler, mazlumlar yaratmaktan hepimizin özenle kaçınması gerekir. Yapmamız gereken şey belli, el birliğiyle ülkemizi Atatürk'ün bize gösterdiği çağdaş medeniyet seviyesine, hukuk devletine, özgürlükçü, çoğulcu demokrasiye ulaştırmaktır." şeklinde konuştu.Cihan

(CİHAN)


06 Mart 2016 Haberleri 1 2 3 4 5