'Her din şiddet yaymak amacıyla kullanılabilir'

İSTANBUL - Jessica Stern, IŞİD’in bir diğer özgün özelliği ise yönetiminin pek çok eski savaşçı, yüksek eğitimli askeri personel ve istihbaratçı içermesi. Normalde bir terör grubunda görmediğimiz bir silah ve savaş uzmanlığı düzeyleri var.”

Bir dönem ABD Ulusal Güvenlik Ajansı Kitle İmha Silahlarını Engelleme Dairesi’nde görev yapan Profesör Jessica Stern, Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde terörizm konulu dersler veriyor. Stern, aksiyonun bu haftaki sayısında IŞİD’ı değerlendirdi.İşte Time dergisinin en cesur 100 düşünce insanı listesinde yer alan Stern’in aksiyonda yer alan röportajı.

IŞİD İSLAM DEĞİL YENİ BİR DİN

Profesör JessIca Stern, Amerika’nın en saygın terör uzmanlarından biri. ‘Peacemaker’ adlı filmde NIcole KIdman tarafından canlandırılmıştı. Kendisiyle IŞİD’i konuştuk.

Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde terörizm konulu dersler veren Profesör Jessica Stern, ünlü CFR kuruluşunun da etkin isimlerinden biri. Bir dönem ABD Ulusal Güvenlik Ajansı Kitle İmha Silahlarını Engelleme Dairesi’nde görev yapan Stern, Time dergisinin en cesur 100 düşünce insanı listesine de girmişti. Stern’in ABD’de çok satanlar listesine giren önemli kitapları bulunuyor. Bunların başında, “Terror in the Name of God: Why Religous Militants Kill’ ve en son J. M. Berger ile birlikte yazdığı ‘ISIS: The State of Terror’ başlıklı kitapları geliyor. Stern’i önemli kılan, özellikle Selefi terör örgütü mensuplarıyla geçmişte yaptığı röportajlar çerçevesinde ilginç bulgulara ulaşması. Kendisiyle, IŞİD’in ortaya çıkışından El Kaide ile yaşadığı liderlik mücadelesine, para kaynaklarından silahlarını nasıl elde ettiklerine, eleman kazanma stratejilerine ve en önemlisi IŞİD’le nasıl mücadele edilmesi gerektiğine kadar birçok konuyu konuştuk.

-Bize öncelikle son kitabınızdan söz eder misiniz? Kitabınızın odağı nedir? Geri bildirimi nasıl oldu?

Kitabı, terör örgütlerinin medya kullanımı konusunda uzman olan J. M. Berger ile birlikte yazdım. Kitapta IŞİD’in nereden çıktığını, önceki cihatçı gruplardan farklarını, diğer gruplarla ilişkilerini, katılımcılarını nasıl bulduğunu ve benzeri konuları anlatmaya çalıştık.
-IŞİD’in ortaya çıkışında El Kaide’nin rolünün ne olduğunu düşünüyorsunuz?
IŞİD, El Kaide’nin Irak’taki grubundan türedi. En başından beri ‘Merkezi El Kaide’ ile ‘Irak El Kaidesi’ arasında gerilimler vardı. Gerilimlerin başında, Irak’taki El Kaide önderi Zerkavi’nin çok şedit olması, çok sayıda Müslümanı öldürmesi geliyordu. Bin Ladin bunun El Kaide için iyi bir imaj olduğunu düşünmüyordu. Zerkavi, Şiilere kafayı takmıştı. Şiddet etkinlikleriyle para artırma konusunda çok başarılıydı. Bu özelliğinin şimdilerde IŞİD’e aktarılmış olduğunu ve devam ettiğini görüyoruz. Zerkavi, Ürdün’de küçük bir suçluyken, suç ortamından uzak durması için annesinin telkin ve teşvikleriyle dini öğrenmiş biri. Ne yazık ki onun anladığı İslam, suç yaşamını sürdürmek için basit bir mazeret olmuş. Kurbanlarının başını kesip bunları görüntülerdi. Bu yüzden, insanların IŞİD hakkında yeni sandığı şeyler aslında hiç de yeni değil. Yalnızca IŞİD bu katliamları görüntüleme ve bu görüntüleri yayma konusunda daha başarılı oldu. Hem Sünni hem de Şii ama özellikle Şii çok sayıda Müslümanın öldürülmesi doğrudan Zerkavi’den kaynaklanıyordu. Yine finansa gösterilen özen de Zerkavi’nin uzmanlaştığı başka bir şey. ‘Merkezi El Kaide’ o dönemde pek olmayacak bir şekilde Irak’taki El Kaide’den para istemişti. Parayı genelde merkezi El Kaide dağıtır.

-Bugün El Kaide ile IŞİD arasında başlıca farkların neler olduğunu düşünüyorsunuz?

Söylediğim gibi, IŞİD’in kaynağı El Kaide. 2011’de Suriye’de iç savaş başlayınca Irak El Kaide’si fırsattan istifade etmek istedi. O dönemde isimleri Irak İslam Devleti idi. 2010’da örgütün emiri olan Ebu Bekir El Bağdadi, 2013’te kendisini ‘Irak ve Suriye İslam Devleti’nin emiri ilan ederek hem Irak’ta hem de Suriye’de sürdürülen cihadın sorumluluğunu üstlendi. El Kaide lideri Zavahiri, Bağdadi’nin Irak’a dönüp Suriye’deki cihadın sorumluluğunu El Kaide’nin kolu olan El Nusra’ya bırakmasını emretti. Bağdadi bunu reddetti. 2014’te halifeliğini ilan ederek yeryüzündeki tüm Müslümanların kendisine bağlılık borcu olduğunu iddia etti. Bağdadi, Zavahiri’nin kendisine tabi olması gerektiğini düşünüyor. Dolayısıyla, IŞİD ve El Kaide arasındaki ayrışma ve devam eden gerilim ve rekabet, iki örgütün amaçları ve yöntemlerindeki farklar kadar, otorite ve liderlikle de ilgili. Diğer taraftan IŞİD, bir bölgeyi elinde bulunduruyor. Genç insanları kendisine çekecek bir söylemi var ve sosyal medyanın kullanımı konusunda geçmişteki cihadist örgütlerden çok daha kabiliyetliler. IŞİD popülist bir örgüt, herkesi kabul etmek istiyor. Bu da çok sayıda yabancı gönüllüleri kendisine çekiyor. El Kaide ise bu konuda çok daha seçici. Bin Ladin, bir ölçüde seçkinci olduğu için, herkesi yapısına almazdı. Bu, Zerkavi ile Bin Ladin arasındaki asıl gerilime yansıdı. Zerkavi eğitimsiz biriyken, Bin Ladin seçkin bir ailenin üyesiydi. Bağdadi ise elbette bir din alimi ve ilmine dayanarak daha fazla meşruluk iddia ediyor. Yani, çok sayıda farkları var. Bence en önemli fark, IŞİD’in Müslümanlara karşı ‘sıra dışı’ bir şiddet uyguluyor olması.

-El Kaide hiç hilafet iddiasında değilken IŞİD’in neden en başta böyle bir iddiada bulunduğunu düşünüyorsunuz?

El Kaide için hilafetin yeniden inşası uzun vadeli, gelecekte olacak bir amaçtı. Bağdadi ve IŞİD için ise hilafet şimdi ve buradadır. IŞİD ve Bağdadi için hilafet ‘Apokalipse’, yani kıyamet sürecine giden yolda önemli bir aşamaydı. Zerkavi de ahir zamana çok meraklı idi. Bütün bu gruplar bir anlamda kıyametçidir; ama IŞİD ahir zaman konusuna daha çok odaklanıyor.
-Ahir zamanda olduğumuza gerçekten inandıklarını mı yoksa bunu üye katılımı sağlamak için bir strateji olarak kullandıklarını mı düşünüyorsunuz?
Bunu bilmem mümkün değil. Bazı cihatçılarla konuşma fırsatım olmuştu. Bu şimdi mümkün değil. Buna gerçekten inanıp inanmadıklarını öğrenmek için gidip Bağdadi ile bir hafta geçirmek ve anlamaya çalışmak isterim.

-Bu kıyametçi görüşlerini yeni üye katılımı için kullandıklarına inanıyor musunuz?

Bunu kesinlikle katılımcı kazanmak için kullandıklarını düşünüyorum. Çoğunun buna inanıyor olması mümkün. Sünniler arasında yaşamları sırasında Mehdi’yi görecekleri inancı var. Bu inanç, Irak savaşı ve 11 Eylül’den beri oldukça güçlendi. Özellikle Irak, Afganistan ve Tunus’ta daha yaygınlaştı. Yani, evet, bu katılımcı sağlama yollarından biri, popülist çabanın bir parçası ama önderlerden kaçının gerçekten böyle düşündüğünü bilmemiz zor. Yazdıklarına baktığımızda, kıyamet, ahir zamanlar, Ezidi kızlarını köle yapmalarını gerekçelendirdikleri konular da dahil bütün yazılarında bu tür temalar çokça var. Bunun ahir zamanların işaretlerinden birinin gerçekleşmesi olduğunu düşünüyorlar.

-Örgütün eleman kazanma stratejileri hakkında neler söylersiniz?

Katılımcı kazanma stratejilerinde özgün olan şey, bunların çok çeşitli olması ve söz konusu kitleye göre yapılandırılması. Kesinlikle iyi birer öğrenci olan ve toplumun dışında değil de toplumla oldukça bütünleşmiş olarak Kuzey İngiltere’de yaşayan üç kızla ilgili büyük bir medya ilgisi vardı. Bir bakıma toplumun dışında yaşayan birinin IŞİD’e katılmayı neden çekici bulduğunu anlarız. Ama Kuzey İngiltere’den bu kızlar da örgüte katılmıştı. Genelde kadınları davet ediyor ve onlara bir cihatçı eşi olup gelecek kuşağı yetiştirmek gibi önemli bir rol oynama fırsatları olacağını anlatıyorlar. Yalnızca savaşçılar değil, aynı zamanda doktorlar ve mühendisler bile örgüte katılıyor. Görüşme sosyal medyada başlıyor ama iletişim şifreli bir başvuruyla devam ediyor ve oldukça kişisel hale geliyor.

-Önceki çalışmalarınızdan birinde, Selefi teröristler ya da cihatçıların İslam hakkında çok bilgili ya da dindar olmayabileceklerini öne sürmüştünüz. Bunu biraz açar mısınız?

Yalnızca cihatçı gruplar değil, genel olarak terör grupları hakkında konuşuyorum. Genç insanlar bu gruplara çekilirler. Mesela, Avrupa’daki Neo Naziler örgüte ideolojiyi anlamadan önce müzikle çekiliyorlar. Beni çok etkileyen bir hikaye var. Önce El Nusra’ya katılan genç bir adam, bir savaşçı, IŞİD’de daha yüksek ödemeli bir iş bulduğunu ve birlikte çarpıştığı bazı arkadaşlarının para verilirse bunu Hıristiyan bir grup için bile yapabileceklerini düşündüğünü söylemişti. Yani bu İslam’la ilgili değil, onlar için en iyi parayı veren işten ibaretti. Yine, bölgedeki pek çok Sünni Müslümanın kendini çaresiz ve güvensiz hissettiğini, dolayısıyla da meselenin IŞİD ideolojisini benimsemekten çok iş ve güvenlikle ilgili olduğunu düşünüyorum. İngiltere’den IŞİD’e katılan birkaç genç adamın, örgüte katılmadan önce, “Yeni Başlayanlar İçin İslam” (Islam for Dummies) ve “Yeni Başlayanlar İçin Kur’an” (Qur’an for Dummies) adlı kitapları aldığı ortaya çıkmıştı. İngiltere’de IŞİD’le bağlantılı 54 kişinin yüzde 40’ı sonradan Müslüman olmuş. IŞİD, sözde dünyadaki tek şeriat ülkesinde yaşamak, yeni bir toplum kurmak isteyen ve en çok da kendilerini yeniden bulmak isteyen, macera arayan gençlere çekici geliyor.

-Batı medyasında daha çok İslam’ın şiddet yayıp yaymadığı tartışılırken aynı ölçüde uluslararası toplumun IŞİD’in mali kaynaklarını kesmek için gerekeni yaptığını düşünüyor musunuz?

İki soru soruyorsunuz. İslam şiddet yayar mı? Her din şiddet yaymak amacıyla kullanılabilir. Ben cihadizm konusunda uzman değilim; dinler ve ideolojiler arasında terörizm çalıştım. Dinci her terörist gerekçe olarak dinsel bir metin bulabilir. Cihadizm uzmanı değilim, avantajım ise hepsinin aynı numarayı oynadığını görebilmem; hepsi aynı şeyi yapıyor. Seçici bir dinsel metin okuma tarzları var. Mali kaynaklara gelince… IŞİD’in nakit parasına yapılan bombalama nedeniyle savaşçıların maaşlarının yarıya indirildiğiyle ilgili haberler var. IŞİD’in finans kaynakları konusu sonunda daha ciddi biçimde ele alınıyor. Antika eserleri ülke dışına çıkararak para kazanıyorlar. Petrol gelirleri var. Amfetamin, Captagon ve pek çok terör grubu gibi sigara kaçakçılığı da yapıyorlar. Libya’dan kaçan sığınmacılardan para alıyorlar. Libya kısmen para yüzünden onlar için çok önem kazandı. Esed’in onlardan petrol aldığıyla ilgili bildiriler var. Türkiye, sanıyorum, şimdilerde savaşçıların Suriye’ye giriş çıkışlarına ve para kaynaklarına daha ciddi yaklaşıyor. Bu örgütle ilgili bir fark da en azından şimdiye kadar Körfez’e ve bağışlara ihtiyacı olmaması. Körfez’de bireysel bağışçılar var ve Körfez ülkelerinin çoğu bu akışı durdurmak için büyük çaba harcıyor ama IŞİD örneğinde bu El Kaide kadar önemli değil. Türkiye sınırları kapayabilir ama Esed’e de petrol satılıyorsa, bu sorunu çözmek zorlaşır.

-PKK ile karşılaştırınca, Türkiye’nin IŞİD’i ciddi bir sorun olarak gördüğünü düşünüyor musunuz? IŞİD yerine tehdit olarak PKK’yı öne çıkardıklarını düşünüyor musunuz?

Bu IŞİD’e karşı uluslararası işbirliğinin sorunlarından biri. Körfez ülkeleri daha çok İran’a odaklanıyor ve İran’ı IŞİD’den daha büyük tehdit olarak algılıyor. Suudi Arabistan, özellikle İran’ı daha büyük tehdit olarak görüyor. Türkiye IŞİD’den çok PKK ile savaşmaya özen gösterdi. Bence IŞİD, Suudi Arabistan için daha büyük tehdit olmakla birlikte, Suudiler başka bir yere, İran’a odaklandı. Türkiye sanırım kendisine de saldırdığı için IŞİD konusunda ciddileşiyor. Türkiye’nin zaman içinde daha da ciddileşeceğine inanıyorum.
-Silahlarını nasıl edindikleriyle ilgili söyleyecek bir şeyiniz var mı?
Irak ordusundan çoğu Amerikan malı olan bir sürü silah çaldılar. IŞİD’in bir diğer özgün özelliği ise yönetiminin pek çok eski savaşçı, yüksek eğitimli askeri personel ve istihbaratçı içermesi. Normalde bir terör grubunda görmediğimiz bir silah ve savaş uzmanlığı düzeyleri var. İlave silah ve parçaları nereden buluyorlar? Bunu bilmiyorum. Bu çok önemli bir soru.

-IŞİD ideolojisiyle savaşmak için ne yapmak gerektiğini söyleyebilir misiniz?

IŞİD’in bir diğer özgün özelliği, bütün dünyada düşman kazanmış olması. Binlerce değilse bile yüzlerce eğitimli İslam alimi ve din adamı IŞİD’in İslam’ı yanlış yorumladığını ya da bunun İslam olmadığını söyledi. Ama onların sözleri örgüte katılan çocukların kulaklarına ulaşmıyor. İslam hakkındaki cehalet gençliğin en büyük zayıflığı. İhtiyacımız olan gençlerle nasıl konuşulacağını bilen güvenilir kaynaklar. Bu çocuklara İslam’ın bu şekilde uygulanmaması gerektiğini açıklamayı bilen gençlere ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. IŞİD, orijinal vahiy metnine döndüğünü iddia ediyor ama doğrusu bu modern bir olgu, gerçekten yeni bir din. Dolayısıyla, karşı anlatının, IŞİD’in kendini pazarladığı kadar başarılı biçimde nasıl pazarlanacağını gerçekten düşünmek gerekiyor. IŞİD’deki propagandacılara, film yapımcılarına ve gazetecilere savaşçılardan daha çok ödenmesi, bunu ne kadar ciddiye aldıklarını gösteriyor. Şu anda Hollywood ve özellikle Facebook ve Google rakip bir karşı anlatıyı nasıl yayacakları konusunda daha da ilgililer. Konu yalnızca yaymak değil, aynı zamanda doğru kişileri bulmak da olduğu için, doğru kişilere de ihtiyacımız var. Benim ideal adayım IŞİD’e katılıp ayrılan bir hip-hop şarkıcısı olabilir. Çocukların sevip sayacağı bu kişiler, mesela ‘Pek çok kişi gibi IŞİD’e katıldım, bir şeriat devleti olacağını sanıyordum, insanlara yardım edeceğimi sanıyordum, iyi işler yapacağımı sanıyordum, ama oraya gittiğimde hayal ettiğimden çok farklıydı, bana söz verilen gerçekleşmedi, vahşiydi, grup da Müslümanları öldürüyor’ diyecek gençler lazım. Biz bu öyküleri okuyoruz, siz bu öyküleri okuyorsunuz ama IŞİD mesajına maruz kalan çocuklar, bu öyküleri görmüyor. Çünkü bu öyküler, çocukların okumadığı gazetelerde yayımlanıyor.

(CİHAN)


01 Şubat 2016 Haberleri 1 2 3 4 5