Arınç'tan okulların kapatılmasını isteyen yazarlara: Kalemlerinden kan damlıyor

ANKARA - Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, bazı gazetecilerin Türk okullarının kapatılmasını ısrarla istemelerini "savaş tamtamlarına" benzetti. Arınç, "Bazı gazetelerde bazı yazarlar görüyorum ki, bizim bu sistemimizi beğenmiyorlar. ‘Kapattık deyin kapansınlar, el koyun’ diyorlar. Hatta savaş tamtamları içerisinde ellerinden, kalemlerinden kan damlıyor. Biz bunu yapamayız. Kendileri de yapamaz ama onlar yazılarında, köşelerinde veya televizyonlarında bazen bu sözleri söyleyebiliyorlar. Biz de hayretle dinliyoruz. Biz böyle bir şey yapmayacağız." dedi.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Türk okulları konusunda Milli Eğitim Bakanlığı’nın yaptığı çalışmalar hakkında bilgi verdi. Bakanlar Kurulu sonrası bir gazetecinin bu yöndeki sorusunu cevaplayan Arınç, “Geçtiğimiz hafta Bakanlar Kurulu'nda ön görüşmelerin yapıldığını ifade etmiştim. Ve üç konuyu öncelikli olarak tasarladığımızı, bunlardan birisi; yurtdışında 66 tane Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı okullarımız var. Bunların çalışma şartlarının, eğitim kalitesinin daha da artırılması noktasında, fiziki şartlarının düzeltilmesi şartıyla... İkincisi; Türk okulları olarak bilinen ve dünyanın pek çok ülkesinde faaliyet gösteren okulların da şirket mi, dernek mi, vakıf mı, hangi şartlar altında çalışıyorsa çalışsın MEB’e veya kuracağımız vakfa devredilmesi konusunda bir gelişme yaşanabilir mi? Bir üçüncüsü de; bu ülkelerde yeni kuracağımız otorite, sistem içerisinde yeni okulların, kursların ve burs imkanlarının verilmesi sağlanabilir mi? Bunun gönüllülük ilkesine dayanması konusunda da bir mutabakat oluştuğunu ifade etmiştim.” dedi.

Bülent Arınç, “Bugünkü toplantımızda size müşahhas olarak sunacağım, 'şöyle bir sistemi düşünüyoruz' şeklinde dört dörtlük bir sunumu maalesef mümkün görmüyorum. Ancak şu konudaki kararlılığımızı tekrar ifade etmek isterim: Okullar konusunda yapabileceğimiz çalışmaların mutlaka elzem olduğunu, gerekli olduğunu, bunun Türkiye'nin menfaatleri açısından fevkalade açık ve yakın bir ihtiyaç olduğunu karar verdik. Ancak biz burada hukuk devleti olmanın ilkeleri içerisinde, bunu nasıl gerçekleştirebileceğimiz konusunu etraflı olarak düşünmek mecburiyetindeyiz.” diye ekledi.

Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü: “Şunu örnek vermek istiyorum: Geçtiğimiz toplantıdan sonra da açıkça ifade etmiştim, 'Yani biz kapattık, bu iş bitti.' Böyle bir mantığın dünyanın hiçbir ülkesinde geçerli olmadığını bilmenizi isterim. Bir şirket olarak, ticari faaliyet olarak kurulmuşsa bu okullar, onun sahibi o şirkettir ve onun ortaklarıdır. Bir dernek, bir vakıf veya o ülkedeki ortaklar aracılığıyla kurulmuşsa yine bir hükmi şahsiyete haizdir, onlara Türkiye'den hükmetmek, el koymak, elbette mümkün değildir. Ancak bazı gazetelerde bazı yazarlar görüyorum ki, bizim bu sistemimizi beğenmiyorlar. ‘Kapattık deyin kapansınlar, el koyun’ diyorlar. Hatta savaş tamtamları içerisinde ellerinden, kalemlerinden kan damlıyor. Biz bunu yapamayız. Kendileri de yapamaz ama onlar yazılarında, köşelerinde veya televizyonlarında bazen bu sözleri söyleyebiliyorlar. Biz de hayretle dinliyoruz. Biz böyle bir şey yapmayacağız. Biz bir devletiz. Devletten devlete bir ilişki şeklinde eğitim konusunu düşünmüyoruz. Bunun mutlaka bir gönüllülük, bir vakıf düşüncesi içinde olmasını arzu ediyoruz. Çünkü düşünün ki başka bir ülke, Türkiye'de belli amaçlarla bu tür okullar ve eğitim kurumları açmaya kalksa hepimiz kuşku içinde yaklaşırız. 'Bunun arka planında ne var acaba' deriz. Hükümetten hükümete olan ilişkilerde ticari ilişkiler, siyasi ilişkiler, diplomatik ilişkiler vardır ama bir ülkenin bir başka ülkede eğitim faaliyeti adı altında ne yapacağını o ülkenin iç istihbaratının da devlet adamlarının da düşünmesi gerekir. Dolayısıyla açık ve şeffaf olmak zorundayız. Biz bir hükümetiz. Hükümetimiz de hukuk kuralları içerisinde faaliyetlerini devam ettirecek. Bir defa, 'buna ihtiyaç var mı?' diye sorarsanız, evet, Sayın Cumhurbaşkanımızın da defalarca söylediği gibi, Sayın Başbakanımız da bunu teyit eden ifadelerinden bildiğimiz gibi hükümetimizin de ortak kararı, Türkiye içinde ve dışında yeni, nitelikli bir eğitim faaliyetinin başlamasına ihtiyacımız vardır. Bu ihtiyacı gidermek mecburiyetindeyiz ve olabildiğince bunun bir vakıf sistemi içerisinde, -örnekleri de vardır biliyorsunuz, Yunus Emre Vakfı ve benzerleri gibi- nasıl kurabilir, nasıl kaynak temin edebilir, bunlar nasıl denetlenebilir? Bu sistem üzerinde çalışıyoruz. Bizim bugün için söyleyebileceğimiz elbette şudur: Kuracağımız sistem, mutlaka vakıf olacaktır. İsmini de tespit ettik ama bugünden ismini söylemeye herhalde gerek yok. Bir vakıf, yani vakıf senedi olacak, mahkeme tescil edecek ve örneklerinde görüldüğü gibi mutlaka kamu desteğinde ama sivil bir yapılanma olacak. Kamu desteğinin bulunmadığı böyle ciddi bir vakfın ayakta durması da mümkün değildir. Ama pay olarak sorarsanız, herhalde yüzde 70'inin sivil bir yapılanma olması, yüzde 30'unun da kamu desteğinin bulunması gibi belki bir oran düşünülebilir.”

Başbakan Yardımcısı Arınç, bu konuda son olarak şu ifadeleri kullandı: “Bu kuracağımız sistem içinde her ülke açısından bir esnekliği düşünüyoruz. O ülkelerdeki eğitim çalışmalarına nasıl katkısı olabilir, ülkelerin şartlarını dikkate almak mecburiyetiyle bunu yapmak arzu ediyoruz. Bütün bu çalışmaları bir misyonerlik düşüncesiyle değil, bir eğitim diplomasisi veya kültürel diplomasi açısından değerlendirmemiz gerekir. Bu konularda fikir birliği içerisindeyiz. Şüphesiz böylesine büyük ve değerli organizasyonun hem altyapısını güçlü kılmalıyız hem de sistemini güçlü bir şekilde kurmalıyız diye düşünüyorum. Çalışmaların devam etmesi ve Milli Eğitim Bakanımızın elindeki projeyi sonuçlandırması talimatını verdi Sayın Başbakanımız. Önümüzdeki günlerde Bakanlar Kurulu'na da ihtiyaç yok, bu konu üzerindeki görüşmeler, teknik anlamda sonuçlandığı takdirde Sayın Milli Eğitim Bakanımızın sizlere dört dörtlük bir bilgi sunabileceğini şimdiden söyleyebilirim.”

'FETHULLAH GÜLEN ÖLDÜ' İDDİASI

Bülent Arınç, gazetecilerin sorularını almaya devam ederken, bir başka gazeteci ise kendisine ilginç bir soru yöneltti. Gazeteci, Fethullah Gülen Hocaefendi’nin Eylül 2013’te öldüğüne dair haberler olduğunu iddia ederek, Arınç’tan değerlendirme istedi. Arınç’ın soruya ilk tepkisi “Nasıl, kim ölmüş? Allah Allah.” oldu.

"Çok şaşırttınız beni. Hani 1 Nisan olsaydı günlerden herhalde belli bir amaçla böyle soruyorsunuz diye düşünecektim." Arınç, şöyle devam etti: "İlk defa sizden duyuyorum, ciddi de bulmuyorum. Şu ana kadar da siz konuşuncaya kadar da ne dedikodusu ne haberi bilmiyorum arkadaşlara ulaştı mı? Ciddisiniz değil mi bu soruyu sorarken?"

Gazeteciye iddianın hangi gazetede haber olduğunu da soran Arınç, gazetecinin “Ege’nin Sesi” diye cevap vermesi üzerine de “Ege’nin Sesi mi? Siz, Ege’nin Sesi gazetesinin muhabiri misiniz? Ben böyle bir gazeteyi ilk defa duyuyorum. Yerel bir gazete mi? İzmir’de mi çıkıyor? Allah sonumuzu hayretsin. Kaynağınız Ege’nin Sesi gazetesi öyle mi? Bu vesileyle onun ismini duyurmuş, propagandasını yapmış olduk. Umarım 300 tirajlı bir gazetedir. Bu haber orada yayınlandığı için ciddi bulmamak gerekir. Ben zannediyordum ki şu veya bu gazetede haber var diyeceksiniz. Ben de cahil kalmışım özür dilerim diyecektim. Ama haber kaynağına bakınca ciddi olmadığına hükmettim. Aman Ya Rabbim! Allah'ım aklımızı korusun.” şeklinde konuştu.

Bir sonraki gazeteci de sorusunu yöneltirken Arınç, “Ne sordun? Kafam karıştı. Ege’nin Sesi diye bir şey çıkardı aklım başımdan gitti. Kızım sen nerden geldin, bu soruyu nasıl soruyorsun? Adam ölmüş de bir buçuk seneden beri, çocuklar bana bir ilaç verin bu toplantıdan sonra. Bu hanımefendi beni perişan etti.” dedi.

(CİHAN)


02 Şubat 2015 Haberleri 1 2 3 4 5