Türkiye’de 7 bin, dünyada 35 milyon HIV/AIDS’li var

ESKİŞEHİR - Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Hastanesi Başhekim Yardımcısı Prof. Dr. Elif Doyuk Kartal, Türkiye’de 2013 Kasım ayı itibariyle 7 bin 50 kişinin HIV/AIDS ile birlikte yaşadığını belirtti. Enfeksiyon Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi de olan Kartal, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, Türkiye’de ilk HIV/AIDS tanımlamasının yapıldığı 1985 yılından beri hasta sayısının giderek arttığını, dünyada 35 milyondan fazla kişinin enfekte olduğunu söyledi.

Türkiye 2013 yılında bin 24 kişinin yeni enfeksiyon teşhisi aldığını, bu sayının bugüne kadar görülen en yüksek artışın yaşandığını gösterdiğini aktaran Prof. Dr. Kartal, “Ülkemizde toplumsal baskı, deşifre olma endişesi, hastalığını saklama ve reddetme yaklaşımı, risk altındaki kişileri test yaptırmak konusunda kısıtlayıcı bir unsur olmakta birlikte hastalık konusundaki bilinçlenme arttıkça riskli temas sonrası test yaptıran kişi sayısı artmakta, bu da tanımlanan vaka sayısını arttırmaktadır.” dedi. Hastalığın bulaşma yollarından da bahseden Başhekim Yardımcısı Kartal, “HIV, korunmasız yolla yapılan her türlü cinsel temasla, kan ve kan ürünleriyle, anneden bebeğe gebelikte, doğumda ve emzirmekle bulaşabiliyor. Bu yolların dışında dokunmak, el sıkışmak, sarılmak, aynı yerde oturmak, aynı havayı teneffüs etmek, aynı tabaktan yemek yemek, çatal, bıçak, kaşık, bardağı kullanmak, aynı sauna, duş, havuz, tuvaleti paylaşmak, telefon kulaklığı, gözyaşı ve terle, sivrisinek, böcek ve arı sokmasıyla HIV bulaşmıyor.” şeklinde konuştu. Verilerin, Türkiye’de AIDS hastalığının büyük oranda heteroseksüel ilişki yoluyla yayıldığını gösterdiğini aktaran Prof. Dr. Kartal, “Homoseksüel, biseksüel ve damardan madde bağımlılarının her biri, tüm vakaların yaklaşık yüzde 10’unu oluşturmaktadır. Vakaların dörtte üçünü erkekler oluşturmaktadır.” dedi.

Hastalığın teşhis ve tedavisi hakkında da açıklamalarda bulunan Elif Doyuk Kartal, şunları ifade etti: “Günümüz koşullarında tanı süresi kısalmıştır. Virüsün bulaşmasından en az 15 gün sonra virüse ait antikorların saptanmasıyla tanı koyuabilmektedir. Tanı koyulmasından sonra uzun bir izlem ve takiben ömür boyu süren tedavi süreci başlamaktadır. HIV/AIDS’te tedavinin hedefi virüsü uzun süreli baskılamak, bozulmuş olan bağışıklık fonksiyonlarını düzeltmek ve/veya korumak, yaşam kalitesini ve süresini arttırmaktır. Günümüzde hastalığın henüz tam kür sağlayabilecek tedavisi yoktur ancak mevcut tedavi ve koruyucu uygulamalarla HIV enfeksiyonu kaynaklı ölümler önemli ölçüde azalmış ve HIV/AIDS, yaşam boyu ilaç kullanımını gerektiren bir tür kronik hastalığa dönüşmüştür.”

HIV/AIDS ilaçlarının maliyetinin yüksek, aylık bin 500-2 bin TL arasında olduğunun, bu ilaçların ömür boyu kullanılması gerektiğinin altını çizen Kartal, "Ülkemizde SGK, Yeşil Kart vb. sağlık güvencesi olan hastaların ilaçlarını devlet karşılamaktadır ancak hastalar, kimi zaman dışlanma korkusuyla tedavi olmaktan da kaçınabilmekte ve bu da hastalığın yayılma riskini devam ettirmektedir.” diye konuştu. Genel olarak toplumda AIDS’in bilinirliği yaygın olmasına rağmen asıl meselenin, hastalıktan nasıl korunulacağı konusunda farkındalığın oluşmaması olduğunu belirten Prof. Dr. Kartal, hastalığın varlığını bilmenin yeterli olmadığını, davranış değişikliği kazanılmasını sağlayabilen devamlı bir eğitim gerektiğini vurguladı.

(CİHAN)


29 Kasım 2014 Haberleri 1 2 3 4 5