'Türkiye'de 500 bin kadar şizofreni hastası yaşıyor'

ANKARA - Dünya Sağlık Örgütü yetişkin dünya nüfus için şizofreni yaygınlığını yüzde 0,7-1 olarak bildirdiğine işaret edilerek, Türkiye’de ise 500 bin kadar şizofreni hastası olduğu tahmin ediliyor. Şizofreninin, tedavi edilmediği takdirde hem rahatsızlığı yaşayan bireyin kendisi için hem de hastaların yakınları ve aileleri için çok sayıda zorluk yaşatacağına dikkat çekildi.

Şizofreni Dernekleri Federasyonu Doç. Dr. Haldun Soygür ile Türkiye Psikiyatri Derneği Şizofreni ve Psikotik Bozukluklar Çalışma Birimi Koordinatörü Prof. Dr. Ayşe Esen Danacı, bu yıl ki teması 'Şizofreni ile Yaşamak' olan Dünya Ruh Sağlığı Günü nedeniyle yazılı bir açıklama yaptı. Genellikle genç yaşlarda başlayan, kişinin dış dünyadan uzaklaşarak içine kapandığı; duygu, düşünce ve davranışlarında önemli bozuklukların ortaya çıktığı, beynin yapı ve işleyişinde değişikliklerin tespit edildiği, devamlılık gösteren, biyolojik, ruhsal ve toplumsal bütünlük içinde değerlendirilmesi gereken bir beyin hastalığı olan şizofrenide gerçek dışı algı ve düşünceler, toplumdan uzaklaşma, öz bakımda, düşünce üretiminde, soyut düşünme becerisinde azalma ve duygusal ifadelerde kısıtlanmanın sık görülen belirtiler olduğu hatırlatıldı.

'BİR BEYİN HASTALIĞI OLMASI TEDAVİ EDİLEMEDİĞİ ANLAMINA GELMEZ'

Şizofreninin devamlılık göstermesi ve bir beyin hastalığı olmasının tedavi edilemediği anlamına gelmeyeceğine işaret edilen açıklamada, şu bilgilere yer verildi: "Devamlılık gösteren pek çok bedensel hastalıkta olduğu gibi, şizofrenide de hastadan hastaya farklı düzeyler göstermekle birlikte iyileşme mümkündür. Şizofreni tedavisinde yararlandığımız ilaçlar, sürekli bir ilerleme ve gelişim göstermektedir. Toplum temelli bir tedavi anlayışı çerçevesinde gerçekleştirilen psikoterapi uygulamaları ve toplumsal müdahaleler, şizofreni hastalarının toplumla yeniden bütünleşmeleri için önemli kazanımlar sağlamıştır. Özellikle erken tanı ve tedavi ile çok başarılı sonuçlar alınabilir. Ancak dünya genelinde şizofreni hastalarının yüzde 50’si uygun şekilde tedavi görmemekte, bu bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde ise daha yüksek oranlara çıkmaktadır."

'DAMGALANMIŞ İNSANLAR, ÖNEMSİZ VE DEĞERSİZ BİR TOPLUMSAL KİMLİĞE BÜRÜNÜRLER'

Şizofreninin başarılı tedavisinin ve hastanın yeniden topluma kazandırılmasının önündeki en önemli engellerin; hastalıkla ilgili olumsuz ön yargılar, damgalama ve ayrımcılık olduğuna dikkat çeken açıklama şöyle sürdü: "Aslında burada bir kısır döngü söz konusu olmaktadır. Damgalama, tedavi olanaklarından yeterince yararlanmayı olumsuz etkilerken, yetersiz tedavi ve hastalığın gidişinin kötü olması da damgalamayı körüklemektedir. Toplum içinde herhangi bir nedenle damgalanmak ve olumsuz ön yargılara maruz kalmak, stres dolu bir yaşam deneyimi anlamına gelir. Damgalanmış insanlar, önemsiz ve değersiz bir toplumsal kimliğe bürünürler. Bu değersizlik durumu ve bunu izleyen sonuçlar, damgalanmış insanları şiddetli ve süreğen diğer stres etkenlerinin baskısı altında bırakır. Damgalanan kişi ön yargı veya ayrımcılığın hedefi durumundadır. Damgalanmış bir grubun üyelerinin alay edilme, dışlanma, ayrımcılık ve şiddete maruz kalma gibi durumları damgalanmamış insanlara göre daha fazla yaşadıkları konusunda somut kanıtlar vardır. Bu nedenle, damga kişinin benliğine yöneltilen tehditlerin yoğunluğunu ve sıklığını arttırmaktadır. Damganın ikinci ana özelliği, kişinin toplumsal kimliğindeki değersizliğin farkında olmasıdır. Damgalanmış bireyler, diğer insanların kendilerine değer vermediklerinin, saygı göstermediklerinin, onlar tarafından beğenilmediklerinin farkındadır. Böyle bir durum damgalanmış bireyin benlik saygısına ciddi bir tehdittir."

Damgalanmış insanlara karşı gösterilen ayrımcılığın, onların hastane, barınma, eğitim ve iş edinme gibi olanaklara ulaşmasındaki zorlukların damgalamanın en olumsuz sonuçları olduğu belirtilerek, tedaviyle tam ya da büyük ölçüde iyileşen hastaların da damgalama nedeniyle toplumun dışına itildiği kaydedildi. Açıklamada, "En büyük sorunlarından birisi çalışabilecekleri bir iş bulamamaktır. Oysaki hak ve olanaklar bir toplumun her bireyini kapsamalıdır. Damgalanmış insanların yaşamları, daha zengin ve statüsü daha yüksek olan insanların yaşamlarına göre daha fazla günlük sıkıntılara ve süreğen gerginliklere uğrayabilir. Damgalanmış insanların toplum tarafından reddedilmesi, yalnızlığa ve toplumsal desteğin azalmasına yol açabilir. Şizofreni hastalarının tedavisi önündeki en büyük engel olan damgalamayı azaltmak ve ortadan kaldırmak, bizim elimizdedir. Dışlamadan, yok saymadan, ön yargısız bir tutumla hareket etmek, şizofreni hastalarıyla toplumsal temas kurmaya açık olmak, şizofreni hastalarına önemli katkılar sağlar." ifadelerine yer verildi.

'ŞİZOFRENİ HASTALARI, YAKINLARI VE RUH SAĞLIĞI ÇALIŞANLARININ ÖNCELİKLİ TALEPLERİ'

Şizofreni Dernekleri Federasyonu ile Türkiye Psikiyatri Derneği, tüm bu gerçekler göz önünde tutulduğunda, şizofreni hastaları, yakınları ve ruh sağlığı çalışanlarının öncelikli taleplerini şöyle sıraladı:
"Ruh sağlığı yasası bir an önce çıkarılmalıdır.
Ruh sağlığı politikaları kağıt üstünden yaşama geçirilmelidir.
Ülkemizde ruhsal bozuklukların ortaya çıkmasını önlemeyi temel görev edinen koruyucu ruh sağlığı anlayışı ülkeyi yönetenler dahil toplumun her kademesinde yerleşmeli ve uygulanmalıdır.
Ruhsal bozukluklar ortaya çıktığında, mevcut tüm tedavi olanakları hastalıktan muzdarip birey için seferber edilmeli ve tedavi sonrası bireyin sevmek ve üretmek kapsamındaki yetilerini ifade edebilmesi için olabilen en kapsamlı zeminin oluşturulmalıdır.
Ruhsal hastalığı olup toparlanan insanlarımıza iş imkanı sağlanmalıdır.
Toplum şiddetten arınmalı, ruhsal hastalığı olan bireylerin şiddetin sebebi olmak bir yana, mağduru olduğu gerçekliği tanınmalıdır.
İçinde yaşadığımız toplum, farklı olanları, ruh hastalığı olanları damgalanmayan, dışlamayan, ayrımcılık uygulamayan bir toplum olmalıdır."

(CİHAN)


08 Ekim 2014 Haberleri 1 2 3 4 5