MHP'li Türkeş: Netanyahu'nun özrü bireysel özür olmaktan öteye geçememektedir

ANKARA - Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Yardımcısı Tuğrul Türkeş, İsrail'in Mavi Marmara olayı dolayısıyla Türkiye'den özür dilemesini değerlendirdi. Türkeş, "Sayın Netanyahu'nun bu özrü, henüz İsrail Hükümeti tarafından yazılı bir onay beyan edilmemiş olduğu cihetle, kendi bireysel özrü olmaktan öteye geçememektedir.” dedi.

MHP'li Tuğrul Türkeş, Mavi Marmara Gemisi olayıyla ilgili olarak İsrail'in özür dilemesinin ardından Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun yapmış olduğu bazı açıklamaların üzerine yazılı açıklamada bulundu. Başbakan Erdoğan'ın Eskişehir'de yaptığı bir konuşma esnasında “Şimdi özür dilendi mi? Dilendi. Ana muhalefeti de yavrusu da dediler ki 'İsrail özür dilemez, beklemeyin. Ama ne oldu? Özür diledi mi, diledi. Muhalefetten hiçbir ses yok!" kullandığı sözlerini hatırlatan Türkeş, Dışişleri Bakanı Davutoğlu'nun da benzer ifadeler kullanarak ‘İsrail özür diledi. Özür dileme sırası şimdi muhalefette’ dediğine değindi.

“NETANYAHU’NUN BİREYSEL ÖZRÜ OLMAKTAN ÖTEYE GEÇEMEMEKTEDİR”

Devletlerarası hukuk teorisi ve uygulamasında, İsrail Başbakanı'nın Türk Başbakanı'na telefonda vaki bu tür ifadelerini, İsrail Hükümeti tarafından yazılı bir karar veya açıklamayla onaylanmadığı müddetçe, İsrail Devleti veya Hükümeti adına serdedilmiş ifadeler olarak addetmenin mümkün olamayacağını öne süren Türkeş, “Diğer bir ifadeyle, Sayın Netanyahu'nun bu özrü, henüz İsrail Hükümetince yazılı bir onay beyan edilmemiş olduğu cihetle, kendi bireysel özrü olmaktan öteye geçememektedir. Telefon görüşmesine ABD Başkanı Sayın Obama’nın tanıklık etmiş olması özrün siyasi mahiyetine önemli bir değer katmış olsa bile ABD adına yapılan açıklamalarda 2 Başbakan arasında gerçekleşen görüşmeden memnuniyet duyulduğunun ifade edilmesiyle yetinilmesi ABD Başkanı Sayın Obama’nın bu konuda ‘etkin bir garantör’ olma ihtimalini, inanç veya beklentisini zayıf düşürmektedir.” diye konuştu.

2 ÜLKE TARAFINDAN YAPILAN AÇIKLAMALAR

Özür sonrası her 2 ülkenin resmi internet sitelerinde yapılan açıklamalara da değinen Türkeş, telefon görüşmesinin ardından İsrail Başbakanlığı internet sitesinde yapılan açıklamada, ‘Başbakan, can kaybına veya yaralanmaya yol açan her türlü hatadan dolayı İsrail'in Türk halkından özür dilediğini kaydetmiş’ ifadesinin yer aldığını, Türkiye'nin açıklamasında ise ‘Başbakan can kaybına veya yaralanmaya yol açan her türlü hatadan dolayı İsrail adına Türk halkından özür dilemiş; Sayın Başbakanımız da söz konusu özrü Türk halkı adına kabul etmiştir’ bilgisinin verildiğini ifade eden Türkeş, sözlerini şöyle sürdürdü: “Diğer bir ifadeyle, Türk tarafı İsrail Başbakanı'nın İsrail adına özür dilediğini kaydederken, İsrail Başbakanı bu özrü bir anlamda İsrail adına yapmadığını zımnen vurgulayarak 'İsrail'in özür dilediği' gibi muğlak bir ifadeye kaçmaktadır. İsrail'in devletlerarası hukukta tanınan resmi adı İsrail Devleti olup metinde böyle bir ifade kullanılmadığı gibi 'İsrail halkı' gibi açık bir ifade de bulunmamaktadır. Kısacası tek başına 'İsrail' ifadesi bir anlam ifade etmemektedir. Diğer taraftan İsrail Başbakanı Netanyahu, dilediği özrü İsrail adına yapmaktan özellikle kaçınmıştır. Bunun uluslararası hukuktaki açık anlamı ise İsrail Devleti veya Hükümeti'ni hukuken bağlamayan 'Başbakan şapkasıyla yapılmayıp' tamamen bireysel olarak yapılmış münferit bir açıklamadır."

“’TÜRK HALKI ADINA KABUL EDİYORUM’U DUYMAMAZLIKTAN GELMİŞ”

İsrail tarafının metninde Türk Başbakanı'nın telefon görüşmesinde ‘söz konusu özrü Türk halkı adına kabul ettiğine’ dair herhangi bir ifadenin yer almadığını savunan Türkeş, "Ortada 2 durum olabilir: Ya Türk Başbakanı böyle bir ifade kullanmamış, bu ifade Türk tarafınca kendi kamuoyunu etkilemek için özellikle konulmuştur ya da Türk Başbakanı bu ifadeyi kullanmış olmasına ve 'İsrail Hükümetinin özrünü Türk halkı adına kabul ediyorum' demesine rağmen İsrail Başbakanı bu ifadeyi duymamazlıktan gelmiştir. Bunun diplomatik anlamı ise açıktır: İsrail Başbakanı Türk halkından ve Türk Başbakanı'ndan resmen özür dilememiş, Türk mevkidaşına kendi kişisel duygu ve düşüncelerini aktarmıştır. "ifadelerini kullandı.

"İSRAİL HÜKÜMETİ'NİN YAZILI ONAYINI GETİRMESİ GEREKİR"

Netanyahu'nun neden özür dilediğini Facebook'taki özel hesabından da açıkladığını hatırlatan Türkeş, "Sayın Netanyahu'nun özür dilemesi neden bir İsrail Devlet Başkanlığı veya Knesset (Parlamento) Başkanlığı veya bir Dışişleri Bakanlığı açıklamasıyla desteklenmemiştir de özel Facebook hesabıyla açıklama yapma gereği duyulmuştur? Netanyahu'nun bunun doğru olmadığını ileri sürmesi halinde İsrail Hükümeti'nin ilave bir yazılı onayını getirmesi beklenir ve bu davranış en azından diplomatik nezaket kurallarına uygun olur. AKP Hükümeti eğer İsrail'in gerçekten özür dilediğine inanıyorsa, bu inancını kamuoyumuza ancak bu şekilde teyit ettirebilir." sözlerini dile getirdi.

BAZI SORULARIN YANITSIZ KALDIĞI İDDİASI

Türkeş, Başbakanlığın internet sitesinden yayınlanan İsrail Başbakanı'nın telefon konuşmasındaki ifade kayıtları dikkate alındığında bazı soruların yanıtsız kaldığını belirterek, "Başbakanlığımızın açıklamasında yer alan Türkiye'nin devlet olarak açtığı tazminat davalarıyla bizzat mağdurların açmış olduğu tazminat davaları ne olacak? Telefon görüşmesiyle sağlandığı kaydedilen tazminat anlaşmasının en önemli şartını İsrail'in isteği 'ademi mesuliyet şartı' mı oluşturuyor? Ademi mesuliyet şartı karşısında, tazminat ödemelerinin yapılmasıyla birlikte, Mavi Marmara olayına karışan tüm İsrailliler, (diğer bir ifadeyle emri Mavi Marmara'ya operasyon talimatını veren İsrailli siyasetçiler, operasyonu planlayıp yöneten İsrailli üst düzey askeri yetkililer ve bizzat operasyonu gerçekleştiren İsrailli subay ve askerler) hakkındaki tüm davalardan vazmı geçilecek? Türkiye hem devlet olarak davalardan vazgeçecek, hem de Mavi Marmara kurbanlarının aileleriyle temas içinde olunarak, mağdur olan ailelerin tazminat karşılığında İsrail ve operasyonu gerçekleştiren İsrailliler hakkındaki hukuksal haklarından feragat ettiklerine dair anlaşma mı yapılacak? Tüm bunlar Sayın Dışişleri Bakanının 'İstediğimizi aldık tüm taleplerimiz yerine getirildi' ifadesiyle ne derecede uyuşuyor? Sayın Dışişleri Bakanı sanal gerçekleri reel göstermeye çalışarak kendince 'sihirbazlık' mı yapıyor? Aziz Türk milleti buna artık inanır mı?" diye sordu.

(CİHAN)


25 Mart 2013 Haberleri 1 2 3 4 5