Cesare Prandelli: Türkiye dinamik bir ülke

İSTANBUL - Dünyanın en saygın teknik adamlarından Cesare Prandelli, Futbol Gelişim'e antrenörlük tarzını ve futbola bakışını tüm detaylarıyla anlattı.

İtalyan futbol ailesi olarak genç oyuncuların gelişim sürecinden milli takım yapılanmasına geniş bir perspektifi içeren 4 yıllık bir planlama yaptıklarını ifade eden başarılı çalıştırıcı, bu programın olumlu sonuçlar doğurduğunu bildirdi. Prandelli, dinamik bir ülke olarak tanımladığı Türkiye'nin futbolda önemli başarılar yakalayabileceğini söyledi.

Türkiye Futbol Federasyonu Futbol Gelişim Direktörlüğü tarafından hazırlanan eğitim bülteninden Serbülent Şengün'e konuşan İtalyan teknik adamın röportajının detayları şöyle:

İtalya Milli Takımı karşılaşma içinde ve maçtan maça ciddi taktiksel değişiklikler yapabiliyor. Bunun bir çok örneğini EURO 2012'de gördük. Oyuncularınızı bu tarz taktik değişikliklerine nasıl hazırlıyorsunuz?

Tüm milli takımlarda olduğu gibi bir teknik proje öncelikle kadro oluşturmayla başlar. Bu kadroya çağrılan oyuncuların bencil olmama, verilen görevi yerine getirebilme, fedakarlık gibi kişilik özellikleri taşımaları, belirli bir taktik vizyona sahip olmaları ve bir bölgede en az iki pozisyonda oynayabilmeleri gerekir. Bu özelliklere sahip oyuncular, gerektiğinde esnek taktik uygulamaları sahaya yansıtabilirler diye düşünüyorum.

Ben futbolu, bir sistemin katı bir şekilde sahaya yansıtılmasından ziyade maçtan önce belirlenmiş prensiplerin, sahadaki rakibin stiline, güçlü yanlarına ve zayıf yönlerine göre, takım tarafından geliştirilip oynanan dinamik bir yapı olarak görüyorum. Açık fikirli olmayı ve önlerine çıkan güçlüklere karşı doğru bir yaklaşım sergilemeyi oyuncuların kendilerinin de istiyor olması önemlidir. Maç hazırlıkları başlarken takıma, maç ile ilgili taktik yaklaşımımızla ilgili kısa bir bilgilendirme yapılır ve hafta boyunca gerçekleştirilecek çalışmalarda kendilerinden tam olarak ne beklendiği açıklanır. Daha sonra birlikte yapılan antrenmanlar ve mevkilere özel antrenmanlarla taktik anlayış pekiştirilir.

Uzun zamandır büyük turnuvalarda 3-5-2 sistemini kullanan bir takım görmemiştik. Siz birkaç farklı maçta bu dizilişe yöneldiniz ve 3-5-2'yi yenilikçi bir biçimde uygularken, orta saha oyuncusunu bir libero olarak kullandınız. Bu tercihinizin dayanaklarını ve hikayesini bizimle paylaşır mısınız?

Bu kararı Euro 2012'de kupanın bir önceki sahibi İspanya'ya karşı oynarken taktik ve pratik sebeplerden dolayı aldık. Turnuvaya hazırlanırken İspanya'ya karşı nasıl oynayabileceğimizi, onları nasıl şaşırtabileceğimizi ve topun yüksek oranda kontrolüyle yarattıkları etkileri nasıl sınırlandırabileceğimizi düşündük. Bunun yanı sıra ilk maçımızdan 10 gün önce hiç hesap edemeyeceğimiz bir şey gerçekleşti ve Kuzey İtalya'da yaşanan deprem iki hazırlık maçımızı iptal etmemize sebep oldu. Bunun yanı sıra savunma oyuncumuz Andrea Barzagli Euro 2012'den bir hafta önce sakatlandı.

Bu iki gelişmeye karşı taktik planlarımızı şekillendirecek bir karar vermemiz gerekti. Çözüm genelde ilk 11'de oynattığımız oyuncularımızın 6'sının forma giydiği Juventus'un oynadığı oyuna benzer bir modül geliştirerek çıktı. Bu çözüm, kendi takımı Roma'da zaman zaman defansın göbeğinde oynayan ve istisnai bir oyuncu olan Daniele De Rossi'ye de savunmada görev vermeyi içeriyordu. Euro 2012'deki ilk maçımız olan İspanya karşılaşmasında Del Bosque, Cesc Fabregas'ın önünde her hangi bir forvet oynatmamak gibi sürpriz bir tercih yapsa da, bu çözümümüz hem hücuma geçerken bize daha çok özgürlük kazandırdı hem de Andrea Pirlo'yu İspanyol orta saha oyuncularının baskısından uzaklaştırdı.

Di Natale'nin maçın ilk golünü attığı pozisyon bu yapının nasıl iyi çalıştığının güzel bir göstergesi oldu. Daha sonra Hırvatistan'a karşı aynı performansı, özellikle ikinci yarıda, gösteremedik.İlk yarıda yine maçın kontrolü bizdeydi ama ikinci golü atamadık. Bu durumun üzerimizde ikinci yarıda Mandzukiç beraberlik golünü atana kadar süren bir etkisi oldu.

Andrea Pirlo Euro 2012'de sisteminizin çok önemli bir parçası olarak gözüktü. Yaşı hayli ileri bir futbolcu olan Pirlo bir sonraki turnuvada İtalya Milli Takımı'nda yer almasa da savunmanın önünde benzer bir yaratıcı oyuncu kullanmayı düşünüyor musunuz?

Bu İtalya'nın kullanabileceği, faydası kanıtlanmış bir seçenek diye düşünüyorum. Umarım Pirlo daha uzun yıllar bizimle birlikte olur ama bununla birlikte bizim, bu bölgede aynı ya da benzer kaliteyi garanti edebilecek oyuncular için önümüze de bakmamız lazım. Henüz 20 yaşında olmasına rağmen Paris Saint Germain'de çok önemli bir deneyim kazanan Marco Verratti, son derece yetenekli bir oyun kurucu ve bu bölge için Pirlo'nun halefi olmaya en büyük aday.

2006'da gelen Dünya Kupası zaferinin ardından İtalya Milli Takımı'nın Euro 2008'de çeyrek finalde elenmesi, 2010 Dünya Kupası'na ise henüz ilk turda veda etmesi İtalya futbolundaki düşüşün işaretleri olarak değerlendirilmişti. 2010'dan sonra Gök Mavililerin tekrar ayağa kalkmasında kendi katkınızı nasıl görüyorsunuz?

Benim etkim İtalya Futbol Federasyonunun FIFA 2010 Güney Afrika Dünya Kupası sonrasında başlattığı geniş bir sürecin sadece bir parçası. Dünya Kupası'ndan elenmemizin yanı sıra U21 Milli Takımı'nın Avrupa Şampiyonası finallerine kalamaması ve Olimpiyatlara katılamamamız da İtalyan futbolu için kötü haberlerdi. İtalyan futbol ailesi olarak harika oyunculardan oluşan bir jenerasyonun bittiğini ve genç oyuncuların çalışma süreçlerinin onları ileri doğru götürmediğine yönelik tehlike işaretlerini sonunda gördük.

Benim buradaki misyonum açıktı ve uygulanacak çözümler konusunda federasyonla tam bir düşünce birliği içerisindeydik. Dört senelik uzun vadeli bir program tasarlayarak, taraftarlarına daha yakın, orta saha oyuncularının daha etkin olduğu güncel bir oyun sistemiyle Gök Mavilileri, hak ettiği yere getirmeyi hedefledik. Esas hedefimiz Brezilya 2014'tü, Euro 2012, bir dönem içi sınavı gibiydi ama onda da hem performansımız hem de sonuçlar beklentilerimizin üzerinde oldu. Bunun sonucunda da artık rakiplerimiz ne yapabileceğimizi biliyor. Dolayısıyla esas güçlük şimdi başladı diyebilirim.

Euro 2012'de oynanan futbolu nasıl buldunuz? 2014 Dünya Kupası'nda nasıl bir futbol bekliyorsunuz?

Oyunun mevcut oynanış biçiminin gelişimini tamamlaması için önümüzde hayli süre olduğunu düşünüyorum. İspanya modeli hala örnek model gibi duruyor ve yakın gelecekte taktiksel dünyada çok önemli bir değişiklik öngörmüyorum. Belki hücum bölgesine orta saha oyuncularının daha fazla baskı yapması, topa sahip olma ve orta saha oyuncularının yaptıkları ekstra koşularla, savunma oyuncularının defans hattını doğru kurabilmek için referans noktası bulmasının daha da zorlaşması gibi bir tablo gözlemleyebiliriz. Felipe Scolari'nin göreve gelmesi sonrası Brezilya'nın ne yapacağını da çok merak ediyorum. Eğer Brezilya kupada başarılı olursa teknik trendin değişebileceğini düşünüyorum.

İtalya genç milli takımlar düzeyinde çok büyük başarılara imza atmayan ancak A Milli Takım seviyesinde katıldığı her turnuvada şampiyonluğa aday olan bir ülke konumunda. Bunu sağlayan temel formül sizce nedir? İtalyan elit oyuncu gelişim sistemi, gerektiği anda üst düzeyde rekabet edecek oyuncuları hangi metotları kullanarak üretiyor ?

İtalya'nın A Milli Takım ve U21 Milli Takım başarıları ile genç milli takımlarının başarıları karşılaştırıldığında bir çelişki var gibi duruyor. Üst kademede başarının sebeplerine baktığımızda birkaç farklı etken görebiliriz: 70'lerin ikinci yarısı ve 2000'lerin başı arasında İtalyan Ligi'nin seviyesi en üst düzey yabancı oyuncuları çekecek kadar yüksekti.Bu oyuncuların katkıları yüksek kalitede ve daha dengeliydi. Dolayısıyla kulüpler, uluslararası şampiyonalarda daha rekabetçiydi.

Baggio, Buffon, Cannavaro, Maldini, Totti, Nesta, Del Piero ve daha adını sayamadığım birçok oyuncuya genç yaşlardan itibaren güvenildi ve onlara kazanma hırsıyla kazanma karakteri olan klas oyuncularla birlikte mücadele etme şansı verildi. Bu sayede üst düzey futbolcular düzenli olarak sisteme dahil oldu. Oyuncular ne zaman baskı altında mücadele etmeyi, hem teknik açıdan hem de fiziksel açıdan yoğun bir performans göstermek zorunda kalmayı bir alışkanlık haline getirirse, çıta yükselir ve ilerleme konusunda motivasyonları da artar.

Üst seviyedeki rekabet ile gençler arasındaki fark hala belirgin. 2010 yazında eski A Milli Takım ve Milan Teknik Direktörü Arrigo Sacchi liderliğinde oluşturulan yeni bir teknik yönetim, genç milli takımlarda ciddi bir değişime yöneldi.Oyuncu seçim kriterlerine getirilen değişiklikler, U15 Milli Takımı'nın oluşturulması ve uluslararası aktivite sayısının artırılması bu alanda gerçekleştirilen en belirgin çalışmalar olarak nitelendirilebilir.

İtalya yıllardır yetiştirdiği üst düzey savunma oyuncularıyla öne çıkan bir ülke. Yine benzer bir soru sormak gerekirse, ülkenizin gençlik gelişim sisteminden bu kadar iyi savunmacılar çıkartan unsurlar nelerdir? Futbolda yaşanan değişim İtalya'nın bu karakteristik özelliğini nasıl etkiledi?

1950'ler ile 1970'ler arasında "katenaçyo" ile etiketlendirilene ve basmakalıplaştırılana kadar da savunma aslında İtalyan futbolunun en temel özelliklerinden biri olmuştur. Tarihsel olarak İtalya'da hem grassroots antrenörleri hem de gençlik geliştirme antrenörleri, birebirler gibi fundamentallere ve oyunun statik ve dinamik durumlarında savunma aşamasına odaklanmışlardır. Alan savunmasının gelişi ve başarısıyla birlikte taktik eğitimine odaklanılmış ve maalesef son yıllarda genç oyuncularımızın bireysel becerilerinde kalite kaybı olmuştur. Kaliteli futbol, oyunun farklı aşamalarında denge sağlayacak sağlam bireysel becerilere ihtiyaç duyar ve taktik bunun üzerine inşa edilir. Bu açıdan bakıldığında, tartışmalı olan bu konu ile ilgili önlemler ve uygulamalar henüz tam olarak oturtulmadı diyebiliriz.

Milli takım yönetmek ile kulüp takımı yönetmek arasındaki farkları nasıl tanımlarsınız?

Milli takım ile kulüp takımı çalıştırma arasındaki farklar belirgindir. Milli takımda yurt içindeki ve yurt dışındaki oyuncuları izlemek ve gözlemlemek için farklı bir takvim düzenine ihtiyaç duyarsınız. Taktik seansları kısa sürelere odaklanır ve daha konsantredir. Tüm teknik ekibin iş yükü kulübe göre tamamen farklıdır. Kulüpte, maçlarla, problemlerle, oyuncuların günlük durumları ile ilgilenirsiniz.

Teknik olarak yapmak istediklerinizi hayata geçirebilmek için daha fazla zamana sahip olursunuz. Antrenmanlar bir takvim içerisinde daha düzgün bir biçimde planlanabilir. Milli takımı çalıştırdığınızda sezonda 10 maç oynarsınız ve dolayısıyla kamplardaki çalışmalarınızda daha özet olarak önem verdiğiniz taktik prensipleri benimsetmeye, bunları takımın ihtiyaç duyduğu anda kullanabileceği şekle getirecek optimal hali vermeye çalışırsınız. Kulüpte olduğundan daha az medya ve taraftar baskısı ile karşılaşırsınız. Sadece finaller aşamasında yoğun baskı altında olursunuz; bu da hayat kalitenizi artırır.

İtalya Ligi geçmişte dünyanın en gözde oyuncularının ve antrenörlerinin ilk tercihi konumundaydı. Ancak günümüzde İngiltere, İspanya ve Almanya liglerinin gerisinde kaldı.Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz ve genel olarak lig başarısıyla bir milli takım arasında nasıl bir bağ görüyorsunuz?

Diğer yanıtlarda da kısmen bahsettiğim üzere bunun sebepleri teknik, stratejik ve altyapısal. Kulüplerin kısa sürede başarı sağlamak istemeleri, hemen üst seviyede oynamaya hazır durumda olan yabancı oyuncularla anlaşma yolunu seçmelerine sebep oldu. Tabii bu da üst seviyede rekabetten uzak kalan genç İtalyan oyuncuların gelişme süreçlerini engelledi. Başarıya dair sabırsızlık, statların yetersizliği ile birleşince taraftar sayılarında bir düşüş yaşandı.

Her halükarda antrenör ve genç oyuncu gelişimi, İtalyan futbolunun mevcut durumundan tekrar ayağa kalkmasını sağlayacak temel noktalar olacaktır. Son iki sezon, kulüplerimizin genç oyuncu gelişimine tekrar yönlenmeleri ve genç milli takımların maç trafiği, oyuncularımızın tecrübelenmeleri açısından önemliydi. Yapıdaki önemli değişiklikler ile U21 takımımız A takıma sağlam bir gelecek sağlama rolünü tekrar kazanmaya başladı. El Shaarawy, Verratti, Destro, İnsigne ve Florenzi gibi genç oyuncular, hem kulüplerinde hem de uluslararası maçlardaki başarıları ile ciddi bir değişimin göstergeleri olmaya başladılar.

Genel olarak antrenman felsefeniz nasıldır? Ortalama bir antrenmanınız ne kadar sürer? Hangi tarz çalışmalara ne kadar süreler ayırırsınız?

Duruma göre değişir. Ulusal takım olarak, maç sonrası oyuncuların toparlanmalarını sağlamak konusunda kulüplerle yakın işbirliği içerisindeyiz. Oyuncuların kendi alışkanlıklarını değiştirmeden kendilerini iyi hissetmelerini sağlamak çok önemli bir konu. Periyodik kontrollerle oyuncularımızın fiziksel durumunu inceleyerek aldığımız geri bildirimleri sürekli veri tabanımıza işliyoruz. Video analiz de müsabakaya hazırlık döneminde işimizin önemli bir parçası. Oyuncularımızın kendi rollerine ait önemli şeyleri ve rakiplerin durumu hakkında gerekli noktaları öğrenmeleri, müsabakaya daha analitik ve bilinçli şekilde bakmalarını sağlıyor.

Bir antrenman, antrenmanın temel hedeflerini gözetecek ve fiziksel, teknik ve taktik boyutları arasında dengeli bir dağılım sağlayacak şekilde 1 saat 10 dakika ile 1 saat 30 dakika arasında değişebiliyor. Elimizdeki zaman, oyuncuların kondisyonu, kadronun yapısı çalışma süresini etkileyebilen faktörler. 4 günlük bir kamptan bahsedecek olursak, genel olarak birinci gün yenileme antrenmanları yapıyoruz, ikinci ve üçüncü günler teknik ve taktik çalışmaları arasında bir karma yaparken, son iki seansı esas olarak taktik çalışmalara ayırıyoruz. Son aşamalar, kulüplerde maç öncesi antrenmanlarla önemli ölçüde benzerlik taşıyor.

Oyuncularla iletişimde yönteminiz nedir? Karşı karşıya kaldığınız farklı karakter tipleriyle takım bütünlüğünü sağlama noktasında iletişimin rolüne ne kadar önem veriyorsunuz?

Oyuncularla hem bireysel hem de kolektif olarak doğru bir iletişim kurmak işin temeli. Önemli ve prestijli bir unvanınız olsa bile, oyuncularla ilişkiniz bir kulüp antrenörüne göre farklı bir temelde ilerlemek zorunda zira, bir kulüpte günlük olarak oyuncularla yaşayabileceğiniz yüzleşmeleri burada yaşamıyorsunuz.

Dolayısıyla mümkün olan zamanlarda oyuncularla ilişkinizi geliştirip onların arkasında olduğunuzu onlara hissettirmeniz gerekiyor. Bunun yanında bir milli takım oyuncusuna mutlaka, görevinin toplumun geneli ve taraftar için ne anlama geldiğini aktarmanız gerekiyor. Milli takımda oynamak ve ülkeyi temsil etmek bir ayrıcalıktır. Profesyonel bir tavra sahip olmayı, fair play gözeterek oynamayı ve davranmayı gerektirir. Kurallar oyuncuları sorumlu tutar, bu yüzden de biz tüm takımın uymak zorunda olduğu bir etik kurallar bütünü oluşturduk.

Dürüstlük bir takımı çalıştırırken anahtar özelliklerden biridir.Farklı kişiliklerle uğraşmak görevimizin önemli bir kısmı ve bu noktada oyuncularınızın anlattıklarını dinleyebiliyor olmanız lazım. Bir mesaj, bazen bir bakışla gelebilir, dolayısıyla takımınızın ruh halini anlayabilmek için o bakışı kavrayıp anlam yüklemeniz gerekebilir. Yüzleşme ve kendi kendini analiz etme becerileri oyuncular tarafından kabul edildiğinde çözümlerin bulunması kolaylaşır. Bu da bireysel olarak motivasyonun yükselmesine ve grubun kendi içinde güçlenmesine sebep olur.

Türk futbolu ile ilgili ne düşünüyorsunuz? İtalya'dan bakıldığında ülkemizdeki futbol nasıl görülüyor?

Liginiz İtalya'da yayınlanmadığından sadece uluslararası organizasyonlardan takip edebildiğim kadarıyla bir değerlendirme yapabilme şansına sahibim.

Galatasaray ve Fenerbahçe katıldıkları kupalarda bir üst tura çıktılar ve puan tablosundaki mevcut yerine rağmen milli takımınız FIFA 2014 Dünya Kupası'na katılma şansını sürdürüyor. Yenilenen kadronun dönüşümü tamamlanınca tıpkı bizim için olduğu gibi sizin için de farklı bir perspektif oluşacağını düşünüyorum.

Buradan bakınca Türkiye, sporda ve ekonomide son derece dinamik bir ülke olarak gözüküyor ve gelecekte bir çok başarıyı sağlayacak izlenimi veriyor.

(CİHAN)

Cesare Prandelli: Türkiye dinamik bir ülke

13 Şubat 2013 Haberleri 1 2 3 4 5