The Guardian: Türk etkisi, yüz yıllık aradan sonra Arap başkentlerine geri döndü

İngiliz The Guardian gazetesi, Osmanlı'nın çöküşünden yaklaşık bir asır sonra Türkiye'nin özel sektörünün Ortadoğu'ya yararlı bir rehberlik yapabileceğini yazdı. Gazete, Irak'ta ilerlemenin çok yavaş olduğu, Filistin'de iç çatışmanın umutları baltaladığı, Mısır'da veraset problemi olduğu, Suriye'de Beşşar Esad'ın ekonomik politikalarının gelecek nesil için bir vizyon oluşturmadığı, iç çekişmeleri ve bölgesel gerçeklerle eli kolu bağlı olan Ürdün'ün sınırlarını aşıp çevresini etkilemesinin çok zor olduğu, ilerleme kaydetmesine rağmen Lübnan'ın da her zaman patlamaya hazır bir barut fıçısı olduğu, kaynak zengini ve yükselmekte olan bir pazar olan Libya'nın yaşlanmakta olan bir otokratın kaprislerine bağlı olduğu örneklerini vererek, şu yorumda bulundu: "Geride kalan son 4 yüzyıl boyunca Arap tarihini belirleyen politikalar İstanbul'dan yapıldı. Tarih tekerrür etmeyecektir. Ancak yaklaşık 100 yıllık bir aradan sonra Türk etkisinin daha yararlı bir şekilde Arap başkentlerine dönüşü memnuniyetle karşılanmalıdır."

Gazetenin yorum sayfasında Marco Vicenzino tarafından kaleme alınan makalede "Türkiye Arap devletlerini daha parlak bir geleceğe götürebilir mi?" diye soruluyor. Makalede Filistin'in varlığının şimdiye kadar büyük oranda Arap devletlerine bağlı olsa da Filistinlilerin en iradeli sözcüsünün Başbakan Tayyip Erdoğan liderliğindeki Türk hükümetinin olduğu vurgulanıyor. Retoriğini diplomatik gücüyle destekleyen Türkiye'nin, yakın zamanda Brezilya ve Arjantin'in bağımsız Filistin'i tanımasında etkili olduğu kaydediliyor. Diğer Latin ülkelerinin de Brezilya ve Arjantin'i izleyeceği aktarılarak, Türkiye'nin İsrail'in Gazze ablukasının kaldırılması için aktif bir şekilde uluslararası destek topladığı belirtiliyor.

Ancak Filistinlilerin durumu konusunda genel bir sempati bulunsa da Türkiye'de bu konuda desteklerini göstermek için farklı yollar da bulunduğu belirtilen makalede, "Seküler Türklerin, devletin destek verdiği ve din ilhamlı STK'ların, kendilerini hem yurtiçinde hem de yurtdışında güçlendirmek için Filistin meselesini istismar ettiğini düşündükleri" savunuluyor. Yazıda Mavi Marmara saldırısının da buna bir örnek teşkil ettiği belirtiliyor.

Ortadoğu'da Arapların genellikle kötü talihlerine sebep olarak Batı sömürgeciliğini ve 400 yıllık Osmanlı idaresini gösterdiği anlatılan makalede "Batı'ya karşı ciddi oranda bir antipati devam etse de son yıllarda Türkiye'ye karşı Arap kamuoyunda ciddi bir değişiklik oldu. Türkiye Araplar tarafından 'bizim de olmamız gereken' olarak görülüyor." deniliyor.

Türkiye'nin bölgedeki başarıları ve artan etkisi sayesinde çok büyük saygı topladığı belirtilen makalede "Her ne kadar çoğunluğu Sünni olan bir ülke olsa da Türkiye, birçok Arap ülkesinde açıkça gözüken Sünni-Şii ayrılığının üstesinden kurnazca geldi ve bu ayrılığı değerli bir siyasi ve diplomatik sermayeye dönüştürdü" ifadeleri kullanılıyor.

Birkaç "yalancı şafaktan" sonra Arap caddelerinin hayal kırıklığı ve inancını yitirmiş bir şekilde kaldığı belirtilen yazıda, atalarının eskiden elde ettikleri başarılar biraz teselli sağlasa da bunun da güncel gerçeklerin altında boğulduğu kaydediliyor. Ardından da Arap ülkelerinden örnekler veriliyor.

Irak'ta ilerlemenin çok yavaş olduğu, Filistin'de iç çatışmanın umutları baltaladığı, Mısır'da veraset problemi olduğu, Suriye'de Beşşar Esad'ın ekonomik politikalarının gelecek nesil için bir vizyon oluşturmadığı, iç çekişmeleri ve bölgesel gerçeklerle eli kolu bağlı olan Ürdün'ün sınırlarını aşıp çevresini etkilemesinin çok zor olduğu, ilerleme kaydetmesine rağmen Lübnan'ın da her zaman patlamaya hazır bir barut fıçısı olduğu ifade ediliyor. Son olarak da kaynak zengini ve yükselmekte olan bir pazar olan Libya'nın yaşlanmakta olan bir otokratın kaprislerine bağlı olduğu dile getiriliyor.

Bu sahne karşısında Batı diplomatik çevrelerinde Türkiye'nin Arap ülkelerine bir model olup olamayacağının sorulduğu vurgulanıyor.

Yazar, her ne kadar Türkiye bir ilham kaynağı olsa ve faydalı dersler verse de, Araplar için bir model olamayacağını savunuyor. Modern Türkiye'nin içinde gelişen benzersiz dinamiğin ve tarihi durumun kopyalanamayacağını anlatan yazar, modern Türkiye'nin hala demokratik açıdan gelişmekte olan bir ülke olduğuna dikkat çekiyor ve iç sorunlardan örnekler vererek, hükümetin bir denge kurması gerektiğini söylüyor.

Büyük çoğunluğu 30 yaşında altında olan Arap halklarının kasvetli bir gelecekle karşı karşıya olduğunu ve demografik bir zaman bombasının bölgede çalıştığını anlatan yazar, "Türk liderliğinin bölgedeki özel sektörü cesaretlendirmeye ve sahip olduğu potansiyeli ortaya çıkarmasına ihtiyaç var" değerlendirmesinde bulunuyor. Türkiye'nin fırsatlar oluşturarak, bölgesel baskıların kalkmasına yardımcı olabileceğini kaydediyor.

Ortadoğu'da daha büyük bir değişikliğin ise ekonomik büyümenin yaşandığı ve yabancı imgelerin dışlanmadığı evrimsel bir süreçle meydana geleceği öngörüsünde bulunan yazar, ihtiyaç olduğunda da Türk siyasetçilerin gerekli dokunuşu sağlaması; ama işi sonunda Arap işadamlarına bırakması gerektiğini ifade ediyor. Yazar, Türkiye'nin en güçlü elçilerinin de özel sektörden geldiğine dikkat çekiyor.

The Guardian yazarı son olarak geride kalan son 4 yüzyıl boyunca Arap tarihini belirleyen politikaların İstanbul'dan yapıldığına işaret ederek "Tarih tekerrür etmeyecektir. Ancak yaklaşık 100 yıllık bir aradan sonra Türk etkisinin daha yararlı bir şekilde Arap başkentlerine dönüşü memnuniyetle karşılanmalıdır. Bu, istikrarsızlığı dünya düzeni için de tehdit oluşturan bir bölgenin tedrici dönüşümü için de gereklidir" yazısını tamamlıyor.

(CİHAN)


12 Aralık 2010 Haberleri 1 2 3 4 5