Abant Platformu müzakerelerle 'beyin fırtınası'na döndü

Abant Platformu'nda, son oturum, konuşmaların ardından müzakerelerle devam etti. Farklı görüş ve düşüncedeki katılımcılar birbirinden önemli düşünceleri ortaya koydu.

Gazeteci yazar Hüseyin Gülerce, Alevilerin, Madımak başta olmak üzere, olayların ardındaki gerçekleri görmeye başladıklarını belirtti.

Ergenekon'da, şiddetin ardındaki gerçekler bir bir ortaya çıktıkça tarafların da daha makul davranmaya başladıklarını söyledi. Gülerce, şunları ifade etti:

"Bizler insanız. İttihat ve Terakki'nin işlediği suçlar kabul edilecek değil. Bu benim meselemse çözüm isterim. Liberaller bu meseleye çıktıklarında kamuoyunun tepkilerini önemsemiyorlar. Bizim işimizi zorlaştırmasınlar. ABD ve Batılı ülkeler ikide bir Ermeni meselesini dillendiriyorlar. Gerçekten bu işin çözülmesini istiyorlarsa belirtsinler. Bu Kürt meselesinde de böyle. Altan Tan'ın babasına yapılanları ben de hissediyorum. Bugün bu gibi meselelerin çözümünde gelinen nokta, Kürtlere yapılanları vicdanında hisseden çok sayıda Türklerin olduğudur. Kürtlerin bu meselenin çözümünde BDP'nin Meclis'te artık kabadayılık yapmalarına gerek yok. Yapmasınlar bunları da bizler de acıları hissedebilelim."

"KILIÇDAROĞLU GEL BU PROBLEMİ ÇÖZELİM DEMELİYDİ"

Avukat Muhammed Akar da CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun, Başbakan Erdoğan'ın neden siperde çöktüğünü 'dile doladığını' ifade ederek, "Halbuki gel bu problemi çözelim demeliydi. Her şeye rağmen Yaşar Kemal'in dediği gibi hiçbir zaman ümitsiz olmamak lazım. Demokratik açılımı desteklemeliyiz. En büyük çatışmalar bile orta yolla çözülür." dedi. Akar, şöyle dedi:

"1925'ten sonra yıkılan evleri ve acıları size gösterebilsem, konu daha iyi anlaşılacaktır. Diyarbakır'da on beş yıldır avukatlık yapıyorum ama bir askerin davaları etkilemek için bomba patlattığını söylediğini biliyoruz. Hatip Kurt zavallı bir çocuk. Yerlerde sürüklenerek dayak yiyerek işkenceye maruz kaldı. Fakat kimsenin sesi çıkmadı. Bir çoban kız Kuzey Irak'ta Türk hava kuvvetlerinin saldırısında hayatını yitirdi. Bunlar da haberlerde yer almadı. Ekrem Güngör, bir oğlu şehit, bir oğlu dağda olan bir baba. Bundan daha acı ne olabilir. Daha çok örnek var ama Kürt meselesi siyasi malzeme haline dönüştürüldü." Abant'ta son oturumdaki diğer katılımcıların görüşleri şöyle;

Alevi Araştırmacı Yazar Cafer Solgun: "1924'de kadar bu sorun bu haliyle yok gibiydi. Bu halkın bir tarihi kültürü, gelenek ve göreneği var. Kendi acıları ve inancı var. Siz bu halkı birden bire Türk yapacaksınız. Bu olmaz. Ordu, gücünü elinde tutuyor olmanın pervasızlığıyla insanlara bazı dayatmalar yaşanıyor. Böyle bir evveliyatı var. Günümüzde Kürt meselesi varlık yokluk meselesinden, Beyaz Kitap'taki Kart-Kurt-Kürt meselesinin düzeltilmesi ve durumun yasal bir çizgiye taşınması gerekir. Bir diğer konu Alevi meselesi. Cumhuriyet döneminde ciddi sıkıntılar yaşandı ve bir anda yok sayıldı. Alevi olduğunu söylemek sıkıntı oldu. Bir insanın inancını saklaması kadar zor başka bir şey yok."

"YARGIDA ALEVİ KADROLAŞMALAR SEYFİ OKTAY DÖNEMİNDE YOĞUNLAŞTI"

Prof. Dr. Niyazi Öktem: "Alevilik meselesinin çözümü için bütün inançların eşit mesafede ele alınmasıyla çözülür. Cemevleri tekke mahiyeti ağırlıklı olan bir ibadethanedir. Özellikle Zaza Aleviler kendi tarihlerini araştırmada daha titiz olmalılar. Zazalar, Sünnileştirildiklerini söylerler ama pek doğru değildir. Yargıda da Alevi kadrolaşmalar Seyfi Oktay döneminde yoğunlaşmıştır. Çifte standartlaşmaların önlenmesi gerekir."

MÜSİAD Diyarbakır Şube Başkanı Vahdettin Bahadır: "Bir dindar, devleti asla kutsallaştıramaz. Bir dindar asla milliyetçilik yapamaz. Çünkü siz en iyi benim derseniz Şeytanın Adem'e yaptığını yapmış olursunuz. Milliyetçilik dini değerler etrafında değerlendirilirse içinde şirk de vardır. Her kim kendini nasıl ifade ediyorsa öyle kabul edilmeli. Kürtlerle ilgili elbette ciddi sıkıntılar yaşandı. Geçmişe iyi hakim olup geleceği inşa edeceksek geçmişe ölüm kancalarıyla takılmamak gerekir. Bu ülke kurulduğu günden bu yana cunta, karanlık güçlerle en büyük hesaplaşmadır. Bu mücadeleye destek veren AKP'yi takdir ediyorum."

"BİRAZ DAHA FAZLA EMPATİ SAĞLANMALI"

Tarihçi Cemal Uşşak: "2000 yılında Hz. İbrahim Sempozyumu yapılmıştı. Bir not getirildi. Bu toplantıdan birilerinin çok rahatsız olduğu ve programın iptali istenmişti. "Biz bunları yıllardır gizlemiştik siz bunları öne çıkartıyor, gün yüzüne çıkartıyorsunuz" deniyordu. Program iptal edilmedi. Ama hem kurumumuzun hem benim hem de sinagogun önüne bomba konuldu. Bu bir ikazdı. Yahudi cemaatinin bir çalışması vardı. Yahudi gençlerin dinden uzaklaştıkları, hiç değilse kötü yollara düşmemeleri için bir kültür merkezi açılmak isteniyordu. Bir türlü gerekli izin alınamamış, bizden de yardım isteniyordu. Yetkiliye gittiğimizde dosyanın bilinçli olarak sümen altında uzun süre tutulduğunu öğrendik. Tur Abdin bölgesinde uygunsuz şartlarda tutulan kiliseler var. Biraz daha fazla empati sağlanmalı. Türklerin Kürtler, Alevilerin Sünniler, Sünnilerin de Aleviler hakkında empati geliştirmeleri gerekir."

Prof. Dr. Vedat Pazarlıoğlu: "Önümüzdeki dönem sivil anayasa yapılması için çalışmaların başlatılması gerekir."

"ARTIK AYDINLARIN VESAYETE KARŞI BİR ŞEYLER SÖYLEMESİ GEREKİR"

Yazar Emine Uçak: "Artan şiddet günlerinde düşündüğüm değil, barış günlerinde de düşündüğüm bir konuydu. Savaş dili rahatsız edici. Barış zamanında da bir vesayet var. Diyarbakır'da Abant toplantısı yapılamamıştı. Şunlar gelmesin, Diyarbakır'da at koşturmasın gibi ifadeler dile getirildi. Artık aydınların da bu vesayete karşı bir şeyler söylemesi gerekir. Başörtüsü yasağının keyfi oluşu beni rahatsız ediyor. Bununla ben bir çay bahçesinde veya bir yere röportaja gittiğimde de karşılaşıyorum. Yasağa karşı olanların da fikirleri var. Mesela öğretmen olmasın, başını örtsün ama görev almasın diyorlar. KPSS sınavına girecekleri gün gelmişti ve sınava girişte bir webcam karşısında çekilen yeni fotoğrafla içeri alınıyoruz, fakat uygulamanın bir de taciz boyutu var."

Gazeteci Yazar Özlem Albayrak: "Başörtüsü konusunda sadece başörtülülerin konuşması rahatsız edici. Yıldız Hanım başörtülülerin hislerini aktarmıştı. Konuya vesayetçi rejim açısından baktığımda, herhalde hiç bu kadar karşı karşıya gelmemişti. Vesayetçi rejim dahi olsa bir meşruiyet zeminine ihtiyaç duyar. Her ne kadar içi boş olsa da bir yalan üretmeliydi. Başörtüsü ve türban ayrımı yaptı. Sonuç ortada. Bu konuyu hangi kesimden olursa olsun özelikle erkekler de konuşsun, yazsın."

(CİHAN)


26 Haziran 2010 Haberleri 1 2 3 4 5