Abant Platformu'nun nın müzakere bölümlerinde ilginç fikirler ortaya konuyor

Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı bünyesindeki Abant Platformu, konuşmacıların sunuşları kadar müzakere bölümlerinde ortaya konan tartışmalar da ilgiyle takip ediliyor. Her oturumun ardından yapılan müzakerelerde bir birinden ilginç fikir ve görüşler ortaya konuyor.

Müzakerecilerin ortaya koyduğu bazı görüşler şöyle;

Zeynep Dağı: Bugünkü vesayetçi düzenin sebebini eğitimde aramak lazım. Vesayetçi bir eğitim sisteminden özgürleşmek zaman alıyor. Bu nedenle vesayetçi eğitimi ele almakta fayda var.

Şaban Çalış: Vesayetin devletçilik ilkesinden beslendiği aşikar. Demokratik temsil bireysel temsilden ayrıdır. Demokratik temsilin harici yani geçici bir durum olduğunu unutmamak gerekir. Referanduma giden bir anayasa değişikliği, millet iradesi ve devlet varlığı bakımından mantıklı ama birey tarafından anlamsızlığını düşünüyorum. Demokrasinin elbette başka ilkeleri de vardır. Vesayetin yanlış anlaşıldığı görüşüne katılıyorum. Vekalet eden kişi vasi olduğu kişiye ihanet etmemesi gerekir. Türkiye'deki durum vesayetten ziyade tahakkümdür. Birey ve temsil açısından e-demokrasi denilen mesele belki de demokrasinin en önemli araçlarından biridir.

Ergun Yıldırım: Vesayet aslında bir elitizm olarak görülmelidir. Sosyolojiden yoksun bir demokrasinin ortaya çıktığını görüyoruz. Siyaseti toplumla paylaşma, anayasayı toplumsal bir sözleşme olarak ele alan bir tutum yok. Demokrasiyi halktan koruma gibi bir durumla karşı karşıyayız.

Ümit Fırat: Bugün okullarımızda okutulan 'ant' vesayet işaretidir. Bir de devrim tarihi niteliğindeki dersler okutulmaktadır. Dünyanın başka hiçbir yerde böyle bir uygulama yokken bizde var. Aynı tutumu soyadı kanununda ve vatandaşa verilen soyadlarında da görmek mümkün.

Halit Yalçın: Eğitimin vesayet altında bırakıldığı ve bu şekilde yetiştirilen çocuklarımızın da huzursuz olarak yetiştiğini biliyoruz. Evde Kürt olan bir çocuk okula gidinde daha sabahtan 'Türküm, doğruyum…' diye devam eden bir antla karşılaşıyor. Bu uygulama çocukları eğitim vesayetinin altında tutmak değil de nedir?

Hüseyin Gülerce: Beni en çok Ergun Özbudun hocanın konuşması oldu. Özbudun, vesayet sisteminin 1990'a kadar pek hissedilmediğini söyledi. Bu çok doğru bir tespit. Bu sistemin Zati Sungurları medyası var. Esas hatırlatmak istediğim ise korkutucularının olması başlı başına bir konu. Biraz öne çıkanlara idamlar hatırlatılır. Özal söyledi, Çiller ve şimdi de Erdoğan da söylüyor: 'Bizim iki gömleğimiz var.' Gazetecileri öldürüldü, savcıları kurşunlandı. Artık bu korku perdesi aralandı.

Yağmur Atsız: Ben yorum değil soru sormak istiyorum. Cemil Koçak Atatürk zamanında iyi idi, İnönü zamanında bozuldu, algısı bulunduğunu söyledi. Ben katı Kemalist değilim. Şunu sormak istiyorum. Acaba Atatürk'ün devlet felsefesi ile İnönü arasında bir fark yok mu idi?

Herkül Millas: 'Vesayeti sürdürenler halkı hakir görülüyor' deniyor. Bir diğer mesele bu kişiler kendilerini nasıl gördükleridir. Bu kişiler kendilerini daha aydın ve bilgili görüyorlar. Doğal olarak da bu kişiler elbette yönetimi halka bırakmıyorlar. Bu tür insanlar vesayet kurmaya da meyilli oluyorlar. Bu insanların bu nedenle kendilerini nasıl gördükleri dikkate alınmalı. Vesayet, insanların isteyeceği bir şey değil. Ama biz Türkiye'de insanların yüzde 30 gibi bir kısmı vesayet denen şeyi istiyor. O halde vesayet denen şeyi yeniden açıklamalı. Kavga hükümeti ele geçirmek için yapılır; ama Türkiye'de devleti ele geçirmek için yapılıyor. Avrupa'dan farkımız bu. Vesayet ilişkisine biraz da bu açıdan bakmalı.

Ramazan Yelken: Tahakküm ve vesayet kavramları tartışıldı ama bir de meşruiyet kavramı üzerinde de durulmalı. Toplum için kendi yerine bir vesayet atanması mümkün değil çünkü toplumlar her ne kadar farklı ülkeler olsa da halkların sadece zekiler ya da geri zekalılardan oluştuklarını ifade etmek mümkün değil. Bence bizim kafalarımızda bizi yöneten vasilerimiz var. Bence zihinsel alt yapımızda bu var.

Altan Tan: Siyasi partilerin kendi içlerinde oluşan bir vesayetten de bahsedilebilir.

Cemal Uşak: Çok partili hayata geçişte dış faktörlerin etkisi var mı?

Orhan Miroğlu: Askeri vesayet ve Kürt meselesi arasındaki ilişkinin de ele alınması gerekli. Bu ulusal bir psikolojiye yol açıyor. Kürt çözümü için askeri vesayetten kurtulmak gerekir. Bu toplantılarda Kürt aydınlar bu konularda fikir beyan ediyorlar. Keşke Türk aydınları da bu konuları da dile getirebilseler.

Cemil Koçak: 45-56 döneminde Cumhuriyet gazetesinde Nadir Nadi soruyor: 'neden rejimi değiştiriyorsunuz. Eğer birileri değiştirin diyor da yapıyorsanız vatan hainisiniz'. Biz demokrasiyi mecburiyetten tercih ediyoruz. Atatürk dönemi ile İnönü dönemi arasında ciddi bir ayrışma vardır. Mesela Devletçilik konusunda tamamen ayrılık vardır. Atatürk 33'ten sonra İngiliz/Fransız eksenine çevirdi. Demokrat Parti kurulurken altı okçu olmaz zorundadır. İktidara gelince bunları bir anayasa maddesi haline getiriyor.

Atatürk'ü Koruma Kanunu'nu Demokrat Partisi koyuyor; ama Halk Partisi ret oyu veriyor. Konuya biraz da bu çerçeveden bakmak gerek. Tek partili rejimin önemli bir handikabı var. 80 yılından beri karakolların kuvvetlendirilmesi istenir; ama hala becerilememiştir. Bu da bize sitemin de kendi içinde düzgün çalışmadığını gösteriyor.

Hüseyin Gülerce: Ben bir Genelkurmay Başkanı'nın eline lav silahını alıp arkasında diğer askeri yetkililerle beraber onun bir silah olmadığını ve boş olduğunu anlatarak kamuoyunu aydınlatmaya çalışmasını yadırgıyorum. Yine son terör baskınında 'gelenleri çoban sandık' diye açıklamada bulunuyorlar. Buradan çağrıda bulunuyorum. Bu vesayetçiler artık vazgeçseler. Bu devam ederse daha da kötü olacak.

(CİHAN)


25 Haziran 2010 Haberleri 1 2 3 4 5