Bakan Yazıcı: Yanlış anlaşıldıysam Tekel işçilerinden özür dilerim

Devlet Bakanı Hayati Yazıcı; "Ben orada hiçbir şekilde tekel işçilerin PKK'lı olduğu, PKK'lı olabileceklerine ilişkin bir sözüm olamaz. Ama öyle anlaşılmışsa onların hepsinden özür dilerim. Tekel işçilerine benim böyle bir şey söylemem mümkün değil." dedi.

Bolu Abant'ta bugün başlayan 'Kamu Görevlilerinin Sendikal ve Demokratik Hakları Çalıştayı'na katılan Devlet Bakanı Hayati Yazıcı, gazetecilerin sorularını cevapladı.

Hayati Yazcı, 'Tekel işçilerinin eyleminde PKK'nın parmağı olduğu' yönündeki açıklamasının hatırlatılması üzerine, şunları kaydetti: "Tekel işçilerinin sürdürdüğü greve ilişkin bir değerlendirme yaptım. Demek ki Türkiye'de ne varsa ne tür fraksiyonlar varsa, bunlar Tekel işçilerinin eylemine müdahiller ya da müdahil olmak istiyorlar. Bunun içerisinde Türkiye'de PKK da varsa vardır. Yoksa ben orada hiçbir şekilde tekel işçilerin PKK'lı olduğu, PKK'lı olabileceklerine ilişkin bir sözüm olamaz. Ama öyle anlaşılmışsa onların hepsinden özür dilerim. Tekel işçilerine benim böyle bir şey söylemem mümkün değil. Ama Türkiye'de iktidara, güvenliği, birliğe ve düzenliğe karşı olanlar bunu kurcalıyorlar. Tekel işçilerini de kullanıyorlar. Tekel işçileri bir hak arama peşinde. Ama başkaları başka şey arama peşinde. Ben bunu ifade etmeye çalıştım. Onları istiskal edecek bir sözüm olamaz. O anlamda anlaşıldıysam herkesten gerçekten çok özür dilerim."

Çalıştaya, KESK ve Kamu-Sen'in katılmamasının sorulması üzerine Yazıcı, şunları söyledi: "Türkiye'de kamuda çalışanlarla ilgili onların grev ve toplu sözleşme haklarını konu edinen ilk çalışma. Şimdiye kadar böyle bir çalışma yapılmadı. Biliyorsunuz ki 4688 sayılı kamuda çalışanların özlük haklarını tartışırız.sonuçta bir mutabakat çerçevesinde bakanlar kuruluna sunarız. Biz 15 Ağustos'ta müzakerelere başladık. Sendikaların talep ettikleri arasında grev ve toplu sözleşmeli sendikalar bizde dedik ki bunların çok değişik uygulamaları var. İLO kararları var. Bütçemizde anayasal düzenlememiz var. Tüm bunları enine boyuna hem teorik açıdan hem de bir çalıştay yaparak bunları tartışalım dedik. Ve 2010 yılın ilk aylarında yapalım dedik. Tutanağa geçelim, toplantıya katılan, müzakerelere katılan MEMUR-SEN, KAMU-SEN ve onların sendikaları tutanakta imzası var. Dolayısıyla grev ve toplu sözleşmeye dönük talepleri hem dünya hem Türkiye uygulaması açısından çalıştay da enine boyuna tartışmayı kararlaştırdık. Yapılan bu çalışma sonucunda istediğimiz taleplerin hiçbiri sonuçsuz kalmayacak. Kararlaştırdığımız konuların hiçbiri görmezden gelinmeyecek. Bunun uygulamasını yapıyoruz. Buna ilişkin davetlerimizi Kasım ayı başında yaptık, tüm sendikalara konfederasyonlara göndermiş bulunuyoruz. Ve nitekim KESK 6 kişi ile çalıştaya katılacağını bildirmişti. Kamu-sen ise "bunları tanımayız, biz çalıştay bilmeyiz, toplu sözleşme birer haktır bunu verin gitsin" diyor. Davet ettiğimiz kurumlardan ve kişilerden bu konuyu önemseyenler katılmış ama belli düzeyde katılmış. Önemsemeyenler bunun önemini kavrayamayanlar katılmamış. Bazı kişilerin katılmaması Türkiye'de çalışan ve bundan yararlanacak olanlar bu çalıştayın önemini azaltmaz."

"Tekel işçilerinden Şubat sonuna kadar 4C sözleşmesinin imzalanması isteniyor. İmzalanmadığı taktirde hükümet nezninde nasıl bir formül uygulayacaksınız?" sorusu üzerine Yazıcı, "Eylem yapan arkadaşlarımız, bunlar 85/00 dolayında, 2500 kadırındasözleşmesi haziran sonunda sona erecek. Bu 8500 arkadaşımızın iş akitleri 31 Ocak 2010 tarihi itibareyli bitmiş ve 1 şubat tarihiyle kıdem ve ihbar tazminatları onlarıçalıştıran işveren tarafından hesaplarına yatırılmıştır. Devlette iş ilişkileri bitmiştir. Ama devlet bu vatandaxşlarımıza dönük, 2 yıl önce defalarca söyledik. İstenen talepleri 2 yıl önce ötelenmiştir. Bu yğılda bunların 4-c statüsündae çalıştırılmalarınailişkin kararname yayınlanmıştır. Kararnamede iyileştirmeler yapmışız. Dolayısıyla bu kararnameden yararlanacak olan tekel işçilerinin başvurmaları için 1 aylık süre var. Tercih kendilerine ait. Biz bu arkadaşlarımızı hem harcamaları bakımından hem ailevisosyal kimliğibakımından onları korumak amacıyla öncelikle çalıştıkları illerde kadroları yeterli olmaması halinde mücavir illerde yerleştirilecek. Yerleştirmelerde bizde o şekilde yaptık. Şu ana kadar 500'e aşkın başvuru var. 350 tanesinin yerleştirmesi yapıldı. Diğer başvuranların yerleştirmelerini de Perşembe günü yahpacağız." dedi.

"DANIŞTAY'IN KARARINA ÜZÜLDÜM"

"Danıştay YÖK'ün katsayı uygulama kararını iptal etti bu konuda neler söyleyeceksiniz?" sorusuna ise Yazıcı, şunları söyledi: "Üzüldüm. İlk düşüncem üzüldüm. Üzüntü verici bir şey. Gerekçeyi de okudum. Gerekçe bana göre hukukçu kimliğimle söylüyorum. Çok tartışılabilir bir gerekçe. Danıştay daha önce YÖK'ün uygulamalarına ilişkin katsayı ve buna benzer düzenlemeleri salt YÖK denetimi dahilinde ilişkin kararları da var. Ama bugün Danıştay farklı karar veriyor. Katsayının alan içi ve alan dışı öngörmüş olduğu oraların eğitim öğretimi yada eğitim öğretimi kullanacak olan gençlerimizi ne denli etkiyleyeceğini nasıl ölçüp biçti bunları da herhalde ileride eğitim öğretim alanında faaliyet gösteren kişiler tayin ve taktir edip değerlendireceklerdir. Ama beğenelim beğenmeyelim ortada bir yargı kararı var. Hukuk devletinin gereği beğenseniz de beğenmeseniz de bir yargı kararı var.bunlara uymak ve uygulamaktır. Bu konuda öğrencilerimizi mağdur etmeyecek çalışmaları da açıklayacağız."


09 Şubat 2010 Haberleri 1 2 3 4 5