Diyarbakır'da avukatlardan cübbeli yürüyüş

Diyarbakır'da avukatlar, 'yargının etnik ve dil farkı gözeterek kendilerine karşı ayrımcı bir tutum içerisinde olduğu' gerekçesiyle cübbeli bir yürüyüş gerçekleştirdi.

Anıt Park'ta başlayan yürüyüş, Adliye Sarayı önünde son buldu. Yürüyüş boyunca avukatlar alkışla tempo tuttu. Adliye Sarayı önünde 'basın mensuplarının içeri alınmaması' nedeniyle avukatlar ile polis arasında tartışma yaşandı. Daha sonra avukatlar, güvenlik gerekçesiyle kurulan polis barikatını geçerek Adliye Sarayı'nın önüne geçti. Avukatların basın açıklamasını takip eden gazeteciler ise polis barikatını geçemedi. Bunun üzerine gazeteciler de uygulamayı, kamera ve fotoğraf makinelerini yere bırakıp alkışlarla protesto etti. Yürüyüş sırasında yağmur yağınca gazeteciler, zor anlar yaşadı.

Bu arada, öğrenci ve yoldan geçen vatandaşlar da nedenini bilmese de alkışlarıyla avukatlara destek verdi. Diyarbakır Barosu'na kayıtlı Barış ve Demokrasi Partisi milletvekilleri Selahattin Demirtaş ile Ayla Akat Ata da cübbelerini giyerek yürüyüşe katıldı.

Avukatlar, gazetecilerin görüntü alması için polis barikatının hemen önünde açıklama yaptı. Diyarbakır Baro Başkanı Emin Aktar, uygulamaya "Dünyanın her yerinde adliye sarayları adaletin gerçekleştiği yerlerdir. Ama ne yazık ki Diyarbakır'da Adliye Sarayları'nı tel örgülerle halktan koruyorlar. Neden acaba? Adaletin gerçekleşeceğine ilişkin kuşkular, çünkü artık adliye sarayında adalet gerçekleşmiyor. Böyle bir inanç yok. Bu inanç olmayınca basın mensuplarını bile içeriye almıyorlar. Sizin görüntü alabilmeniz için kollarımıza plastik kelepçe mi takmamız gerekiyor? Anlaşılan bunu yapmamız lazım." sözleriyle tepki gösterdi.

Uzun yıllardır süre gelen ve kendilerini rahatsız eden yargıdaki ayrımcı tutumu kamuoyuna duyurmak amacıyla hiç yapmadıkları cübbeli bir yürüyüş düzenlediklerini belirten Aktar, "Oysa bu cübbelerimizi giyeceğimiz yer, duruşma salonları ve savunma makamıdır. Biz bugün böyle bir yürüyüşü yapmak zorunda bırakıldık." dedi.

Yargının; etnik, dinsel, dilsel ve cinsiyeti gibi farklılıkları dikkate almadan tarafsız olması gerektiğini söyleyen Baro Başkanı Aktar, Güneydoğu'da 25 yıl boyunca uygulanan sıkıyönetim ve olağanüstü halin ayrı bir hukuk ve yargı uygulamasını beraberinde getirdiğini savundu.

Cumhuriyet tarihinden bu yana yargının bireye karşı devleti koruma görevini bir refleks halinde gösterdiğini dile getiren Aktar, şöyle konuştu: "Son 25 yıllık çatışmalı dönemin etkisiyle yeni bir yargı mensubu profili şekillenmiştir. Yerel mahkemelerde görev yapan yargı mensuplarının çoğu etnik köken ve siyasal anlayışa göre ayıran bir zihniyetle yetişmiştir. Bu zihniyet devleti koruma ve kollama refleksiyle birleştiğinde ortaya çıkan yargı kararları toplumda adaleti onarılmaz bir biçimde sarsmıştır. Yapılan eylemin ve söylemin hangi hukuk kuralını ihlal ettiğinden çok nerede ve kim tarafından yapıldığına göre karar verilmektedir. Bu tutum sonucu olarak eğer bölgede göre yapıyorsanız savunduğunuz kişiyle özdeşleştirilerek her an gözaltına alınıp, tutuklanma tehlikesiyle karşı karşıya kalabilirsiniz."

Fırat'ın öte yakasında düşünce ve ifade hürriyetinden bahsetmenin imkansız olduğunu ileri süren Aktar, burada bir cenaze törenine katılmak, alkışlamak, ağaç dikmek, zafer işareti yapmanın suç kabul edilip, cezalandırıldığını iddia etti. Bütün topluma kriminal ve potansiyel suçlu gibi bir düşünceyle yaklaşıldığını iddia eden Aktar, şöyle devam etti:

"Şiddete araçlarına başvurmayan, şiddeti teşvik etmeyen bu fiil ve eylemlere karşı yargının takındığı ibretli yaklaşımlar ile toplum derin bir sessizliğe büründürülmek istenmektedir. Totaliter rejimlere özgü bir şekilde, konuşamayan, tartışamayan ve düşüncelerini ifade edemeyen bir toplum ve insan tipi yaratılmak istenmekte, bu yaklaşımlar nedeni ile toplumsal sorunların çözümü gittikçe güçleşmekte, bir bütün olarak insanlar şiddet eskinene sürüklenmek istenmektedir. Bu mevzuat ve uygulamalar ile toplumsal barışı tesis etmek ve toplumda adalet anlayışını yerleştirmek olanaklı değildir. Yargıyı etnik kökeni, dinsel dilsel, cinsiyet fakı gözeten anlayış terk etmeye, ayrımcı tutumundan vazgeçmeye çağırıyoruz. Yamasam organını da daha demokratik ve nisan odaklı, özellikle düşünce ve ifade özgürlüğüne engel oluşturan mevzuat hükümlerini ivedilikle değiştirmeye daveti ediyoruz. Avukatlık mesleğini yürütmemizi neredeyse imkansız hale getiren, mesleğin onur ve ilkelerinin düzenleyen ve ayırımcı uygulamaların devam etmesi halinde avukatlar olara, hukukçu kimlik ve duruşumuza uygun başka tedbir ve eylemlere başvuracağımızı kamuoyuna duyuruyoruz."

Açıklamanın ardından avukatlar olaysız bir şekilde dağıldı.


30 Aralık 2009 Haberleri 1 2 3 4 5