Başbakan Erdoğan: Mevlana felsefesi ile AB'nin ulvi değerleri uyuşuyor

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği entegrasyonunun barış, hoşgörü, uzlaşma, diyalog gibi ulvi değerler üzerinde inşa edildiğini, bunun da Mevlana'nın 13'üncü yüzyıldan bu yana insanlığı aydınlatan felsefesiyle uyumluluk gösterdiğini belirtti.

Başbakan Recep Tayip Erdoğan, Konya Dedeman Otel'de düzenlenen yemekte AB üyesi ülkelerin büyükelçilerine, Güney Doğu Avrupa ülkelerinin kültür bakanlarına ve protokol üyelerine ile iş adamlarına hitap etti.

Mevlana'yı rahmet ve minnetle anarak konuşmasına başlayan Erdoğan, Hazreti Mevlana'nın kendi vuslatı üzerinden insanları buluşturmayı başardığını söyledi.

Mevlana'nın sözlerinin bugün her zamankinden daha fazla önem arz ettiğini vurgulayan Erdoğan, küreselleşmenin beraberinde getirdiği nimetlere rağmen yıkıcı etkilerinin insanlığı tehdit ettiğini söyledi.

Son küresel krizin zenginlerle yoksullar arasındaki makasın daha da açıldığını gösterdiğini dile getiren Başbakan Erdoğan, "Aradaki açılım büyüyor. Bu farklılık yardımlaşma ve dayanışmayı gündemin dışına itiyor. Karamsar bir tablo çizmek niyetinde değilim. Tüm bu olumsuz tabloya rağmen geleceğe dair çok güçlü umutlar taşıyorum." dedi.

Mevlana Celaleddin-i Rumi'nin yaşadığı dönemde, Anadolu'nun Moğol istilasıyla ciddi bir tehdit altında bulunduğunu hatırlatan Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti: "Nice kitabın ve kütüphanenin yakılmasına nice bilim adamlarının katledilmesine kültür ve medeniyetlerinin yok edilmesine rağmen Mevlana gibi gönül insanları sayesinde insanların birikimleri dünyayı aydınlatmaya devam etti. Mevlana bize ümit var olmayı telkin etmiştir. O kadar anlamlı ki 'bulutlar ağlamasa şu yeşillikler nasıl güler' diyordu. Mevlana güneşin her batışından sonra yeniden doğacağını müjdeliyor. Her günün yeni bir gün olduğunu vurguluyordu. Tüm savaşlara, çatışmalara yıkımlara rağmen insanlık kendisini her seferinde yeniden toplamayı yeniden doğrulmayı ve ayağa kalkmayı başarabildi. Zengin yoksulun halinden anlarsa yoksulluk hafifler. Acılar paylaşıldıkça azalır. Mutluluk paylaşıldıkça çoğalır. Refah dayanışma ile kalıcı hale gelir.Dünyayı ve hayatı güzelleştiren çatışmalar asla değildir. Tam tersine dostluk kardeşlik hayatı yaşanabilir kılar."

Dünyanın çeşitli bölgelerinde şuan devam eden çatışmaların insanlığın yarınlarını güvence altına almadığını vurgulayan Başbakan, "Tersine bölgelerimizi dünyamızı tehdit altına alıyor. İşte terör bunun en önemli örneğidir. Vurulan ittifaktır, barıştır dayanışmadır, dostluk ve kardeşliktir." diye konuştu.

MEVLANA FELSEFESİ İLE AB'NİN ULVİ DEĞERLERİ UYUŞUYOR

Barış, hoşgörü, uzlaşma, diyalog gibi ulvi değerler üzerinde inşa edilen AB entegrasyonunun Mevlana'nın 13'üncü yüzyıldan bu yana insanlığı aydınlatan felsefesiyle uyumluluk gösterdiğini ifade eden Başbakan Tayyip Erdoğan, şöyle devam etti: "Mevlana sevgiye dayalı öğretisi sayesinde bu coğrafyada yüzyıllardır evrensel değerlerin adresi olmuştur. Bugün hep birlikte Mevlana'nın 736'ıncı Vuslat yılı vesilesiyle düzenlenecek uluslar arası törenlere katılacağız. Orada bir kez daha bu güçlü değerleri hep birlikte hatırlayacağız. Bakınız bugünün yani 17 Aralık tarihin bizim için anlamlı kılan bir başka husus daha var. Bugün Türkiye'nin AB'ye katılım müzakerelerine başlamak için tarih aldığı 17 Aralık 2004 Bürüksel Zirvesi'nin de 5.yıl dönümüdür. 1959 yılında rahmetli Menderes ile yaptığımız ilk başvurunun ardından ülkemizin AB entegre süresi de resmen başlamıştır. Ne yazık ki aradan geçen süre zarfında ülkemizin Avrupa Birliği sürecinde kayda değer bir mesafe alınamadı. Bu bilinçle 2002 sonunda Hükümet olarak göreve geldiğimizde AB üyeliğini Türkiye'nin stratejik bir hedefi olarak belirledik. O tarihten bu yana büyük bir kararlılık sergiledik. Bundan sonra da bu kararı süreci devam ettireceğiz. Kararlılığımız 2 yıl gibi kısa bir sürede Kopenhag Kriterleri'ni karşılama noktasında önemli mesafeler elde etmemizi sağladı."

"17 ARALIK BRÜKSEL SÜRECİNDE TÜRKİYE'NİN AB YOLCULUĞU YENİ BİR İVMA KAZANDI"

17 Aralık Brüksel sürecinde Türkiye'nin AB yolculuğunda yeni bir ivme ve yeni bir heyecan kazandığını anlatan Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti: "AB'ye üyelik Türkiye'de toplumun çok büyük bir kesimin üzerinde mutabakat sağladığı temel bir hedeftir. Bizler de bu geniş mutabakatın bir sonucu olarak 4 yıl boyunca çok önemli mesafeler aldık. Tarihi nitelikte reformlar gerçekleştirdi. Diğer taraftan bu toplumsal mutabakatı AB süreci açısından bir toplumsal katılama ve toplumsal kazanıma dönüştürmek için de çaba gösterdik.AB sürecini katılımcı bir anlayışla yürüttük. Yürütmeye de devam ediyoruz. AB süreci artık Türkiye'nin 81 ilinde konuşuluyor. Artık sadece hükümetimizin değil 72 milyon vatandaşımızın gündeminde öncelik arz ediyor. Hali hazırda 11 fasılda müzakereleri açtık. Bir faslın hem açılışını hem kapanışını gerçekleştirdik. İsveç dönem başkanlığı sona ermeden çevre faslının da müzakerelere açılmasını ümit ediyoruz."

Bugün Türkiye'nin AB'ye her zamankinden daha yakın olduğuna işaret eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Türkiye AB ve AB ülkeleriyle hiç olmadığı kadar iç içedir. Bütünleşmiştir. 5 milyon insanı AB üyesi ülkelerdedir. Türkiye tarafı olarak katılım müzakerelerinin doğurduğu heyecanı her zaman diri tutmak, toplumsal mutabakatı muhafaza etmek, reformları hız kesmeden sürdürme kararlılığındayız. Bunun için şimdi önemli bir adım daha atıyoruz. 81 ilde vali yardımcılarından birini AB sürecinden sorumlu hale getiriyoruz. Her ilimiz AB temas noktalarını oluşturuyor. Egemen Bağış'ı AB müzakerelerinden sorumlu ilk münhasır Başmüzakereci ve Devlet Bakanı olarak atamamız nasıl ki AB yolundaki kararlılığımızı gösteriyorsa, bu adımda kuşkusuz süreçteki kararlılığımızın bir tezahürüdür. Yine 5 Aralık'ta birçoğunuzun katıldığı törende AB genel sekreterliğinin İstanbul ofisinin açılışını çok önemsediğimi ve anlamlı bulduğumu o gün o törende ifade etmiştim."

"TÜRKİYE SORUMLULUKLARINI YERİNE GETİRİYOR, AB DE TAAHHÜTLERİNİ YERİNE GETİRSİN"

Türkiye olarak AB üyeliği yolunda üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirirken ve bu yolda kararlı bir irade gösterirken AB tarafından verilen taahhütlerin yerine getirilmesini de beklediklerini söyleyen Başbakan, "Artık bu Türkiye'nin dile kolay 50 yıl geçti. Türkiye ile AB arasındaki yapıcı ve kazan kazan anlayışının hiçbir gerekçesi ve engeli olamaz. Çünkü bu engelleri aşmaya muktedir bir Türkiye vardır. UNESCO doğumunun 800. yılı vesilesiyle 2007 yılını Mevlana yılı ilan etmişti. Mevlana'nın yüzlerce yıl öncesinden gelen ama asla eskimeyen mesajına insanlığı her zamankinden daha çok ihtiyacı olduğunu görüyoruz. Hırsların ve aşırıcılığın bugünün düzenine en açık tehdit olduğunu görüyoruz. Aramızda kin nefret ırkçılık tüm bunları ortadan kaldırmamız lazım. Aşırı uçlara kaymak her zaman büyük tehlike ve biz bunların tamamının karşısındayız. En isabetli olanın, en hayırlı olanın orta yol olduğunu düşünen bir anlayışın temsilcileriyiz." ifadelerini kullandı.

Son dönemde özellikle Avrupa'da ırkçı ve aşırı sağcı hareketler görüldüğünü hatırlatan Erdoğan, "AB'nin temelini aramızdaki kini, nefreti, husumeti ve düşmanlığı bırakalım ortak değerler etrafında birlik olalım anlayışı oluşturmaktadır. Bu coğrafyada camiler hiç bir zaman kiliselerin, sinagogların diğer ibadet merkezlerinin hürriyetine gölge düşürmemiştir. Bu coğrafyada hiçbir topluluk ırkından, kimliğinden, dininden ötürü hiçbir zaman ötekileştirmemiştir. Dışlanmamıştı. Bu coğrafyada hiç bir semavi dinin anlayışı sorgulanmamıştır. Sevgi düşmanlığı, merhamet öfkeyi yenmiştir. İşte bütün bunlar Mevlana Celaleddin-i Rumi ve onun gibi sevgiyi barışı adaleti, insanlığı öne çıkaran âlimlerin kavuzluğunda gerçekleşti. Bugün ürettikleri vehimlere dini ve kültürel anlamlar yükleyenleri, İslam'ı terörle özdeşleştirmeye çalışanlar, İslamafobi ve antisemitizmi körükleyenleri Mevlana'yı okumaya ve anlamaya çağırıyorum." diye konuştu.

"ÖZGÜRLÜKLERİ REFERANDUMA SUNANLARI MEVLANA OKUMAYA DAVET EDİYORUM"

Temel hak ve özgürlükleri referanduma sunanları, ülkelerinde yaşayan vatandaşlarının ibadetlerini bir tehlike olarak sunmaları Mevlana'nın öğretilerini okumaya davet ettiğini söyleyen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, şunları kaydetti: "Mevlana Celaleddin-i Rumi'yi evrensel kılan da budur. Esasen insanları iyiye doğruya, güzele yönelten her öğreti evrenseldi. Mevlana'nın 'İnsan insanın aynasıdır' derken anlatmak istediği, Goethe'nin, 'insan yalnızca kendini insanda tanır' sözüyle anlatmak istediği ayrı değildir. Mevlana gibi 'ne olursan ol yine gel' diyebilmek bugün daha büyük anlam kazanmıştır. Türkiye'nin medeniyetler ittifakı gibi son derece kritik bir projeye İspanya ile birlikte eş başkanlık yapması anlamlı değil midir? Birleşmiş Milletler tarihi açısından adeta bir rekor oyla 192 üyenin 151'nin oyuyla BM Güvenlik Konseyi'ne seçilmesi basite indirgenebilir mi? Tüm bunlardan hareketle bu kararı biran önce alabilmek için desteklerinizi istiyoruz. Bu çabayı göstermek inanıyorum ki AB'yi çok daha farklı bir coğrafyada çok daha farklı konuma getirecektir. 1,5 milyar İslam dünyası ile batı dünyası adeta köprü olması sebebiyle demokratik laik ve sosyal bir hukuk devleti olarak çok farklı bir kaynaşma zeminini yakalayacaktır. Ben bunlardan hareketle zorlu bir sınavdan geçtiğimizi biliyorum."

Türkiye'nin 10 yıllardır yolunu tıkayan, gelişmesi, kalkınması, ilerlemesi yolunda engel teşkil eden meseleleri cesaretle aştığını bildiren Başbakan Erdoğan, "Gelecek bugünden çok daha iyi olacak. Bunu görüyorum." diyerek konuşmasını tamamladı.


17 Aralık 2009 Haberleri 1 2 3 4 5