Başbakan, CHP'yi Seyit Rıza'nın sözleriyle eleştirdi

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, statükonun devam etmesi demenin daha fazla şehit, daha fazla ölüm olduğunu demek olduğunu söyledi. Erdoğan, 1938 yılında Tunceli olayları sonrasında idam edilen Seyit Rıza'nın sözlerine konuşmasında yer verdi.

Erdoğan, AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, parti olarak kendilerinin, 'Biz Türkiye'yiz' dediklerini belirterek, bir bölgenin, bir sahil şeridinin partisi olmadıklarını söyledi. Erdoğan, 18 Kasım'da tek başlarına iktidara gelişlerinin 7. yılını doldurduklarına işaret ederek, siyaseti ilkeler üzerinden yapmak ve yeni bir siyaset dili kurgulamak için çok büyük hassasiyet sarf ettiklerini kaydetti. Erdoğan, verdikleri sözleri tutmaya gayret gösterdiklerini, partinin ilk kurulduğu günden itibaren bu anlayış ve ilkeler üzerinden yolculuğunu sürdürdüğünü ifade etti.

'Demokratik açılım' çalışmalarını "Zor ama bir o kadar da hayırlı yolculuğa çıktık." şeklinde değerlendiren Erdoğan, bu yolculuğun devam ettiğini ifade etti. Başbakan, Türkiye'nin kanayan yarasına merhem bulmak için, yıllardır çözülemeyen meselelere neşter vurmak için ihmal edilmiş, ötelenmiş bir çok sorunu çözmek, asgariye indirmek için cesur bir adım attıklarını kaydetti. Erdoğan, "Son derece samimi, son derece hasbi ama hesabi değil, niyetlerle ve annelerin akan gözyaşlarını dindirmek için yola çıktık." dedi.

"Bu ülkede terör meselesi var mı? Evet, var" diyen Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti: "O zaman bu meseleyi çözmek zorundayız, iktidarıyla, muhalefetiyle. Bu ülkede terörün istismar ettiği Kürt meselesi var mı? Evet, var. O zaman bu meseleyi çözmek iktidarıyla, muhalefetiyle tüm vatandaşlarımızın bu ülkeye aidiyetlerini güçlendirmek, birliği, bütünlüğü, kardeşliği pekiştirmek, yeni ufuklar açmak durumundayız. "

"Bu ülkede alevi vatandaşlarımın meseleleri, talepleri var mı? Evet, var." diye sözlerine devam eden Erdoğan, "O zaman onu da çözmek, o taleplere karşılık aramak bizim boynumuzun borcu. Bu ülkede azınlıkların meseleleri var mı? Evet, var. Onları çözmek de bizim vazifemiz. Aynı şekilde ekonomik sorunları, işsizliği, yoksulluğu çözmek de bu meseleleri minimize etmek de bizim görevimiz. Türkiye yıllar yılı bu sorunları konuştu. Bu sorun alanlarını asgariye indirmek için netice alan hiç bir uygulama yapmadı. Sadece konuştu, tartıştı, gündemine taşıdı ama ne yazık ki kalıcı çözümler üretilmedi. "diye konuştu.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 'böyle gelmiş böyle gider' diyenlerin bu anlayışın, bu siyasetin arkasına saklananların, sorunları kalıcı, kronik hale getirmekten başka bir amaca hizmet etmediklerini ifade etti. Erdoğan, 'demokratik açılım' konusunda statükoyu savunanları eleştirerek, konuşmasında şu ifadeleri kullandı: "Statükonun devam etmesi demek daha fazla şehit demektir, daha fazla ölüm demektir. Daha fazla kan ve daha fazla yüreği parçalanmış anne demektir. Açıkça söylüyorum. Statüko devam etsin demek ölümlere, çatışmalara, yıkıma, haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe ortak olmak demektir. Ne diyorlar 'bırakın anneler ağlasın' bunu demek vicdansızlıktır. 'Anneler tabii ki ağlayacak' demek merhametsizliktir. Ölümleri, katliamları, işkenceyi, masum yavruların mağaralarda boğulmasını onaylamak, hatta ve hatta yüceltmek sevgiden, şefkatten, merhametten nasibini almamaktır, alamamaktır. Alevi kardeşlerimin meseleleri var mı? Var. Onları çözmek bizim boynumuzun borcu. Azınlıkların sorununu çözmek de bizim görevimiz. "

SEYİT RIZA'NIN SÖZLERİNDEN ALINTI YAPTI

Kerbela faciasını dinleyerek büyüdüklerini anlatan Erdoğan, Tunceli'de 1938 yılında Seyit Rıza'nın sözlerinden alıntı yaparak, konuşmasına şöyle devam etti: "Bırakın ister Alevi olsun, Sünni olsun biz hepimiz Kerbela faciasını dinleyerek, Peygamberin torunlarının nasıl susuzluğa mahkum edildiklerini, nasıl katledildiklerini, sahranın ortasında nasıl zulme maruz kaldıklarını okuyarak büyüdük. İki üç yaşımızdan itibaren annelerimiz, babalarımız, dedelerimiz bizlere Hz. Ali cenklerinin yanında Kerbela'yı anlattılar. Bizim tüm toplum olarak insan sevgimiz bu ibret dolu vakanın tekrar tekrar anlatılmasıyla şekillendi. Cinayetin, öldürmenin, insana zulmetmenin ne feci olduğunu Kerbela örneği üzerinden benliğimize yerleştirdik. Bir insanı öldürmenin tüm bir alemi öldürmek olduğunu bu şekilde öğrendik. 'Evladı Kerbelayız. Bihatayık, ayıptır, zulümdür, günahtır' diyenlere yapılan Kerbela muamelesini onaylar şekilde Meclis kürsüsüne taşımak, millet sevgisiyle, insan sevgisiyle nasıl bağdaşır? Sıkıştıkları her yerde Atatürk'ün arkasına saklanıyorlar. Kendi köhne zihniyetlerini Atatürk'ü istismar ederek kullanmak istiyorlar. 'Atam izindeyiz' pankartlarının arkasına gizlenince milletin görüş alanından çıktıklarını zannediyorlar. Benim azizim milletim, bu istismarın cevabını en iyi şekilde verecektir. Benim Alevi vatandaşlarım bu istismarcıların gerçek yüzünü görecektir."

Bir dil sürçmesinin, yanlış anlamanın, yanlış bir algının peşine düşen siyasetçilerden olmadıklarını vurgulayan Erdoğan, "Siyasi tarihimiz boyunca sözlerimizin nasıl çarpıtıldığını, nasıl yanlış aksettirildiğini defalarca gördük, yaşadık. Bir yanlış anlama, yanlış aksettirme durumu yok. Burada bir zihniyetin, bir niyetin, bir bakış açısının dışa vurumu var. Şu ana kadar samimi bir şekilde özür dilemek yerine sözlerinin arkasında durdular. Atatürk'ü istismar ettiler ve koltuklarında oturmaya devam ediyorlar. Ne yazık ki Tuncelili, Nazimiyeli o da tutmuş oradan bu sözleri alkışlıyor. Daha sonra manevra yapıyor. Daha sonra tepkiler gelince, 'biz de biat kültürü yok' diyor; ama ardından hemen gerekli olan şeyler yapılınca yeni bir manevra yapıyor. Yani bir ileri iki geri. Biz bu üsluba karşıyız, bu tavra, bu tutuma, bu davranışlara karşıyız. Ülkem de karşı." diye konuştu.

"ASIL BÖLÜCÜ ONLAR"

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'yi eleştiren Erdoğan, "Bize bölücü yaftasını yakıştırmaya çalışanların ta kendisi, aynada kendilerini seyrediyorlar. Asıl bölücü onlar. Ortaya bunu koydular da. Asıl bu tür kampanyaları sürdürenler de ana muhalefettir, muhalefettir. Niye? Çünkü sen 81 vilayette halkınla kucaklaşamıyorsan, halkınla bütünleşemiyorsan ben, Türkiye'nin partisiyim diyemezsiniz. Biz hep birlikte 'Biz Türkiye'yiz' diyoruz. Ama bunlar diyemez. Niye? Vaka o değil de. Onu görmek lazım. Lafla olmuyor. Uygulama ile oluyor. Şu anda vaka nedir? Türkiye'nin 81 vilayetinde bütünüyle olabilen parti AK Parti'dir. Bundan başka bir gerçek yok."

DOMUZ GRİBİ HABERLERİ

Diğer yandan, sağlıkta eksikler ve açıklar olduğunu anlatan Erdoğan, "Geliyorlar GDO'dan bindiriyorlar, geliyorlar öbür taraftan domuz gribinden… Bunları artık gündemimizden düşürmemiz lazım. Bunları gündemde tutmak suretiyle domuz gribi yok olmuyor. Sağlık Bakanlığımız bütün tedbirleri kendisine göre almıştır. Bu kadar yazıp çizmek, her ölüm haberini vermek, bunla domuz gribi şifa bulmuyor. İlgili merciler zaten gerekli çalışmayı yapıyorlar. GDO ile ilgili, bakanım kaç defa açıklamasını yaptı. Bakıyorsunuz hala bunun üzerine üzerine geliyorlar. Amerika'da, Avrupa'da, dünyada ne varsa bütün bunlar üzerinde çalışmalarını, incelemelerini yapmışız. Buna göre de gerekli açıklamaları, GDO'lu olan ürünlerin giremeyeceği noktasında bakanım gerekli açıklamaları yaptı. Yönetmelik noktasında da gerekli değişiklikler yapıldı. 2010'la birlikte Şubat-Mart gibi yasasını da çıkartacağız. Ama bakıyorsunuz yazılı görsel medya birden yükleniyor. Bilen de yükleniyor, bilmeyen de yükleniyor. Kurumlar, kişiler bu noktada yıpranıyor. Bunlar bize fayda değil zarar getiriyor. Devletini, milletini sevenler bu sürece destek versinler, köstek olmasınlar."

(CİHAN)


20 Kasım 2009 Haberleri 1 2 3 4 5